Bizimle İletişime Geç

Sağlık

Sanofi, yeni tip koronavirüs aşısı geliştirmek için ABD Sağlık Bakanlığı ile çalışacak

[speaker]

Sanofi, yeni tip koronavirüs aşısı geliştirmek için ABD Sağlık Bakanlığı’na bağlı Biyomedikal İleri Araştırma ve Geliştirme Kurumu ile işbirliğine gidiyor.

Covid 19 aşı adayı çalışmalarını hızlandırmak amacı ile Sanofi’nin köklü rekombinant teknoloji platformu kullanılacak.

Covid 19, solunum yolu hastalığına neden olabilecek bir koronavirüs ailesine ait. 2002’nin sonlarında, ortaya çıkan SARS (ciddi akut solunum sendromu) koronavirüsü bilindiği üzere 2004 yılı itibarı ile büyük ölçüde kayboldu. Sanofi, bu kez de Covid 19’a karşı koruma sağlayabilmesi amacı ile, daha önce üzerinde çalıştığı ileri bir klinik öncesi SARS aşısı adayı üzerinde araştırmalar yürütecek.

Sanofi Küresel Aşı Başkanı David Loew konuya ilişkin yaptığı açıklamada şunları kaydetti; “Gündemde mevcut küresel çapta bir sağlık tehdidine yol açan en yeni koronavirüs üzerinde ortak bir çaba göstereceğiz, bu nedenle potansiyel aşı adayını hızla geliştirmek için BARDA ile çalışıyoruz. Tüm deneyim ve uzmanlığımızı kattığımız bu iş birliğinde BARDA ile insanları bu son salgından korumak adına en anlamlı sonuçları elde edebileceğimize inanıyoruz.”

Sanofi’nin yenilikçi rekombinant teknoloji platformu

Sanofi yeni tip koronavirüs aşı adayı üretmek için yürüteceği çalışmalarında rekombinant DNA platformunu kullanacak. Rekombinant teknoloji, virüsün yüzeyinde bulunan proteinlerle tam bir genetik eşleşme sağlayabiliyor. Bu antijeni kodlayan DNA sekansı, Sanofi’nin lisanslı rekombinant influenza aşısının temeli olan bakulovirüs ekspresyon platformunun DNA’sında birleştirilecek; virüse karşı korunmak için bağışıklık sistemini uyarmak üzere formüle edilecek büyük miktarlarda koronavirüs antijenini hızla üretmek için kullanılacak.

BARDA Direktörü Dr. Rick Bright‘da çalışmalara ilişkin olarak; “Yeni tip koronavirüs gibi yeni ortaya çıkan küresel sağlık tehditleri, hızlı bir tepki gerektiriyor. Sanofi Pasteur ile mevcut iş birliğimizi daha da genişleterek ve kendilerinin lisanslı rekombinant aşı platformundan yararlanarak yeni virüse karşı korunmak için geliştirilecek aşı adayına yönelik çalışmaları hızlandırmayı hedefliyoruz” şeklinde konuştu.

Sanofi’nin koronavirüs aşısı geliştirme çalışmalarındaki konumu önemli

Sanofi tarafından 2017 yılında satın alınan Protein Sciences tarafından klinik olmayan çalışmalar sonucu immünojenik ve hayvanlar üzerinde kısmi koruma sağlamayı başaran bir SARS aşısı adayı geliştirilmişti.

Bu dönemki çalışmaların Covid 19 aşısının hızlandırılması için bir başlangıç sağlayacağı öngörülüyor. Mevcut çalışmalar sonucu ortaya çıkan aşı, platforma dayalı lisanslı bir aşı olduğu için, mevcut araştırma ve materyallerin klinik test için nispeten hızlı bir şekilde üretilmesine izin verecek.

Sanofi Pasteur’ün rekombinant teknoloji platformu, büyük miktarlarda aşı adayı üretme potansiyeline sahip. 

Sanofi Pasteur Türkiye ve Avrasya Bölge Başkanı Emin Turan konuyla ilgili şunları söyledi; “Sanofi Pasteur dünyada sadece insan aşılarına odaklanmış en büyük şirket konumunda. Hiç kimsenin aşıyla korunabilir hastalıklardan zarar görmediği bir dünya vizyonuyla çalışıyoruz.

Çalışmalarımızın motivasyonu da, güvenli ve etkili aşılar üreterek insanları bulaşıcı hastalıklardan korumak. Her yıl dünyanın dört bir yanındaki insanlara bir milyardan doz fazla aşı sağlıyor, bir yandan daha sağlıklı bir gelecek için mevcut aşılarımızı iyileştirirken, bir yandan da aşılamanın faydasını yeni bulaşıcı hastalıkları kapsayacak şekilde genişletmeye çalışıyoruz.

Geride bıraktığımız yıllar boyunca, odağımız her zaman sağlıklı bir gelecek için insanların ihtiyaçlarına cevap verecek faaliyetleri sürdürmek oldu.

Aşı ile önlenebilir hastalıklara karşı her zaman mücadele ettik ve etmeye de devam edeceğiz, Covid-19’a karşı etkili bir aşı geliştirmek için BARDA ile ortak olarak göstereceğimiz çabalar da bunun bir göstergesidir.”

Okumaya Devam Et
Reklam
Yorum Yap

Yorumlar...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlık

Evde kalça dikleştirme hareketleri

Karantina nedeniyle hareket etmek için daha az zaman, oturmak için daha fazla zaman harcıyoruz ve kaslarımızı düzgün kullanmıyoruz.

Vaktinizin çoğunu evde oturarak geçiriyorsanız poponuza da zarar veriyorsunuz. Saatlerce oturmak, popo kaslarınızı etkisiz hale getirip, yuvarlak hatlı poponuzun düzleşmesine neden olur.

Fizyoterapist Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, kalçanızın kısa sürede güzel bir görünüme sahip olması için yapmanız gereken hareketler hakkında şu bilgileri verdi:

“Özveri ve birkaç yerinde egzersiz sayesinde, kısa bir sürede kalçalarınız harika görünebilir ve kıyafetlerinizi üzerinizde daha iyi taşıyabilirsiniz. Ancak bunu yaşam tarzı haline getirmelisiniz. Örneğin asansörü hayatınızdan çıkarınız. Merdiven çıkmak sizi yorsa da aslında poponuzun en iyi arkadaşıdır. Her fırsatta asansör yerine merdiveni tercih etmelisiniz.

Spor salonuna gidiyorsanız, yürüyüş bandını biraz daha eğimli hale getirerek daha kısa sürede hızlı sonuçlar alabilirsiniz.

Vaktiniz ne kadar kısıtlı olursa olsun her zaman harekete ayıracak 5 dakikanız olmalıdır. Yoğun iş gününüzün arasında 5 dakika çömelme hareketi yapmanız, belirli bir düzenle zıplama hareketi uygulamanız metabolizmanızı harekete geçirecektir. Aynı zamanda şekilli kalça hayalinize ulaşmanıza oldukça katkı sağlayacaktır.

En klasik kalça dikleştirme hareketi squattır. Squat egzersizi, kalçaları ve bacakları sıkılaştırıp, şekillendirerek forma sokmaktadır. Bunun yanında klasik squat iyi ısınmadan ve yanlış pozisyonlarda yapıldığında diz ve bel ağrılarına yol açabilir. Popo büyütme egzersizi olarak da yoğun olarak tercih edilen squat, üst bacakları da (quadriceps) güçlendirdiği için, bacakları fazla kalın ve erkeksi gösterebilir. Kimi zaman ise sadece klasik squat yapmak oldukça sıkıcıdır.

Videomuzdaki her bir hareketi 15 tekrarlı 3 set olarak yapınız. Her harekette yanmayı mutlaka hissetmelisiniz, yanma hissedilmiyorsa hareketi eksik veya yanlış yapıyorsunuz demektir.

İlk üç gün kalçalarınızda ağrı hissedebilirsiniz, bu hareketlerin işe yaradığı, poponuzun şekillenmeye başladığı anlamına gelir.

Bu egzersizleri dört hafta boyunca haftada 3 gün yapınız. Egzersizlere başlamadan önce mutlaka fotoğrafınızı çekiniz, dört hafta sonra yeniden fotoğraf çekerek karşılaştırma yapabilirsiniz.”

Okumaya Devam Et

Sağlık

Koronavirüsle mücadelede yeni antikor testi artık Türkiye’de

• Yeni antikor testi öncelikle Abbott’un ARCHITECT® i1000SR ve i2000SR laboratuvar cihazlarında, ardından Alinity™ i sisteminde kullanılacak.

• Test Türkiye’deki hastanelerde kullanıma hazır.

• Test, kişilerde belirtilerin başlamasından 14 gün veya daha sonra, yüzde 99’un üzerinde bir özgüllük ve hassasiyetle doğru sonuç veriyor.

İstanbul, 28 Mayıs 2020- Abbott, koronavirüse (COVID-19) maruz kalınıp kalınmadığını gösteren IgG antikorunun tespitinde kullanılan laboratuvar tabanlı seroloji kan testi için AB’nin In Vitro Tıbbi Tanı (IVD) Cihazları Yönetmeliği (98/79/EC) kapsamında Avrupa Standartlarına Uygunluk (CE) belgesi aldığını açıkladı. Antikor testi, bir kişinin daha önce enfekte olup olmadığını anlamak için kullanılan önemli bir basamak. Virüsün vücutta ne kadar süre kaldığı ve virüse karşı bağışıklık kazanılıp kazanılmadığı konularında bilgi veren antikor testi, virüsün daha iyi anlaşılmasını sağlıyor. Bu bilgiler, tedavi ve aşı geliştirme çalışmalarını desteklemeye de yardımcı olabilir.

Abbott’un yeni antikor testi 15 Mayıs 2020’de T.C. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü ve Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu tarafından onaylandı. Teste ilişkin açıklama yapan Abbott Türkiye Diagnostik İş Birimi Direktörü Fuat Besceli, Abbott’un pandemiyle mücadeleye yardımcı olabilmek için COVID-19 testlerini mümkün olan en hızlı biçimde piyasaya sürmeye odaklandığını belirtti. Besceli, “Virüsün kimlere bulaştığını tespit eden antikor testlerimizi sunmaktan gurur duyuyoruz. Bu testler, normal hayata güvenle dönmemizi sağlayacak” ifadesini kullandı.

Antikor testleri sayesinde daha fazla kişiye test yapılabilecek

Moleküler tanı testleri mevcut enfeksiyonu tespit etmekte kullanılırken, antikor testleri kişinin daha önce enfekte olup olmadığını gösteriyor.

Abbott’un SARS-CoV-2 IgG testi, vücudun enfeksiyonun son aşamalarında ürettiği ve kişi iyileştikten sonra aylarca, belki yıllarca vücutta kalabilen IgG proteinini tespit ediyor. Test, kişilerde belirtilerin başlangıcından 14 gün ve sonrasında, yüzde 99’un üzerinde bir özgüllük ve hassasiyetle doğru sonuç veriyor.

Abbott’un IgG antikor testi başlangıçta ARCHITECT® i1000SR ve i2000SR laboratuvar cihazlarında kullanılacak. ARCHITECT, dünyada en çok kullanılan laboratuvar sistemlerinden biri ve yıllardır güvenle kullanılıyor. Bu cihazlar saatte 100-200 test gerçekleştirebiliyor. 1.000’den fazla cihaz, Türkiye genelindeki laboratuvarlarda kullanılıyor.

Avrupa’daki antikor testi üretim kapasitesini önemli ölçüde artıran Abbott, testleri Alinity™ i sisteminde de kullanmaya başlayacak. Abbott ayrıca IgM antikorunun tespiti için yakın gelecekte laboratuvar antikor test çeşitlerini artırmayı planlıyor.

Okumaya Devam Et

Sağlık

Başkan Yavaş, Dünya Başkentlerini Bir Araya Getirdi

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın öncülüğünde 43 başkent COVID-19 salgını için bir araya geldi.

Sıfır noktası Başkent Ankara olan ve “sorun küresel, çözüm yerel” ilkesiyle “COVID-19’a Karşı Dünya Başkentleri” adlı bir platformun bulunduğu başkentler, koronavirüsle mücadelede alınan tedbir ve tecrübelerini dayanışma içinde paylaşmaya başladı. Otomatik çeviri ile 102 dilde yayımlanan makaleler “www.capitalsinitiative.org” internet sitesi üzerinden kullanıma açıldı.

 Ankara Büyükşehir Belediyesi koronavirüs salgını ile mücadelesini etkin bir şekilde sürdürürken, bu mücadelesini ileri bir boyuta taşıyarak dünya başkentleriyle paylaşmaya başladı.

 Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın öncülüğünde “COVID-19’a Karşı Dünya Başkentleri Platformu” kuruldu. “Türkiye Cumhuriyetinin Başkenti Ankara olarak tüm dünya başkentlerini bir araya getiren ‘COVID-19 Başkentler Dayanışması’ adlı bir platform kurduk. Bu web sitesi COVID-19 salgınına karşı mücadelemizde deneyimlerimizi birbirimizle paylaşabileceğimiz bir mecradır” diyen Başkan Yavaş’ın çağrısıyla Ankara dahil 43 dünya başkenti bu platformda bir araya geldi.

DÜNYANIN BULUŞTUĞU PLATFORMUN SIFIR NOKTASI: ANKARA

“Sorun küresel, çözüm yerel” ilkesiyle harekete geçen Büyükşehir Belediyesi, günlük makalelerin paylaşıldığı platformu COVID-19 salgınına karşı yardım önerisinde bulunan ve talep eden şehirler için bir dayanışma aracı haline dönüştürdü.

 Sıfır noktası Ankara olan platform sayesinde tüm dünya başkentlerinin salgın süreci ile mücadele yöntemleri, güncel haberler, Dünya Sağlık Örgütü’nden alınan COVID-19 salgınına ait günlük veriler ve bilgiler paylaşılmaya başladı.

ÇOKLU DİLDE TERCÜME

 “COVID-19’a Karşı Dünya Başkentleri” platformunda 30 kişilik bir ekip başkentler ve büyükelçiliklerle irtibat halinde önemli verilere ulaşırken, günlük ortalama 5 bilimsel makalenin paylaşıldığı platformda salgın hastalığa karşı alınacak önlemler otomatik çeviri ile 102 dilde yayınlanır hale geldi.

www.capitalsinitiative.org adresi üzerinden uluslararası medyadan alınan haberlerin yanı sıra uluslararası makalelerin de yer aldığı tüm bilgiler anında Türkçe’ye çevrilirken, çoklu dil desteği sayesinde tüm dünyadan takip kolaylaştı.

DÜNYADA TANINAN ÖRNEK PLATFORM

 Sitede dünya haritası üzerinden ülke ülke vaka ve ölüm sayılarına ulaşılabilirken, günlük bilgiler ve tüm çalışmalar anlık olarak platforma konularak, bilgi ve tecrübe paylaşımı başkentler arasında görünür kılındı.

Kent yönetiminde sosyal belediyecilik ve halk sağlığını önceleyen anlayışla salgınla mücadelesini yürüten Başkan Yavaş’ın hayata geçirdiği bu proje aynı zamanda ortak akılla dünya başkentlerini buluşturarak rehber bir çalışma olarak da tanındı.

Kororanavirüs ile mücadelede Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan tüm çalışmaların da paylaşıldığı platformda şu başkentler yer alıyor:

“Atina, Bağdat, Bangkok, Banjul, Bişkek, Brüksel, Budapeşte, Buenos Aires, Bükreş, Dnipro, Doha, Guanco, İslamabad, Kanberra, Karkiv, Kiev, Lefkoşa Türk Belediyesi, Londra, Lübliyana, Maputo, Moskova, Nur- Sultan, Paris, Pekin, Priştine, Riga, Saraybosna, Sejong, Seul, Shenzhen, Singapur, Tahran, Taipei, Talin, Tiflis, Tiran, Tokyo, Tunus, Ulan Batur, Vaşington, Viyana, Zagreb.”

Okumaya Devam Et

Sağlık

Çocukların yüzde 38’inde postür bozukluğu var!

Journal of School Health (Okul Sağlığı Dergisi)’nde yayınlanan bilimsel araştırmalara göre, çocukların yüzde 38,3’ünde postür (kötü duruş) bozukluğu görülüyor. Peki bu rahatsızlık neden olur? Tedavisi var mı?

Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, çocukların hem bugün hem de gelecekte sağlığını olumsuz etkileyen rahatsızlık hakkında şu bilgileri verdi:

TEKNOLOJİ ÇOCUKLARDA KAMBURLUK YAPIYOR

“Çocuklardaki postür bozukluğu günümüzde en çok teknolojiye bağlı olarak gelişir. Bilgisayar, tablet, telefon başında geçirilen süre ile doğru orantılı olarak çocuklarda postür bozukluğu görülme sıklığı artmıştır. BMC Musculoskaletal Disorders’ta 2014’te yayınlanan bilimsel çalışmada, bilgisayar kullanan çocukların artmış kamburluk ve başın öne doğru uzadığı pozisyona sahip oldukları bulunmuştur.

Gamze Şenbursa

Sokaklarda oynayan çocuk sayısının azalması, futbolu sahada oynamak yerine bilgisayarlarında tuşlara basarak oynamayı tercih eden bir nesil olması, sek sek oynamak, ip atlamak yerine cep telefonlarına indirdikleri uygulamalardan oyunlar oynamaları kasların da gelişimini etkilemektedir. Karın ve sırt kasları zayıf olan çocuklarımızın da postür bozukluğu ortaya çıkmaktadır.

SIRT ÇANTASININ AĞIRLIĞI NE KADAR OLMALI?

Amerikan Pediatri Akademisi’ne göre, taşıdıkları ağır sırt çantaları da postür bozukluğu gelişimine sebep olacaktır. Plos One’da 2018’de yayınlanan bir çalışmada çocukların taşıdıkları sırt çantalarının ağırlığı kendi vücut ağırlıklarının yüzde 5’iyle 20’si arasında olması gerektiği ancak optimumun yüzde 10 olduğu söylenmiştir.

2017’de Acta Odontológica Latinoamericana dergisinde yayınlanan bir çalışma da çocuklarda temporomandibular eklem disfonksiyonlarının yani çene eklemi problemlerinin duruş bozukluklarına sebep olabileceği açıklanmıştır. Çene ekleminde problem olan çocuklarda en fazla görülen postüral bozukluk ‘hiperlordosiz’ yani bel çukurunun aşırı artması durumudur. Bunu takiben de yandan bakıldığında başın gövdenin önüne doğru uzadığı pozisyon gelişir.

KÖTÜ BESLENME POSTÜR BOZUKLUĞU NEDENİ

Beslenme de çocuklarımızın postürünü etkilemektedir. Kötü beslenme ile gelen obezite probleminden dolayı çocuklarımız küçük yaşlardan itibaren birçok sağlık problemi yaşamaktadır. Çocuğumuzun ağırlığının fazlaca olmasından dolayı ayaklara çok yük binecektir ve ayak basış problemleri yaşanacaktır. Ayak basış problemleri de vücudun kendi dengesini koruyabilmek için anormal duruş stratejileri geliştirecektir. Annals of Biomedical Engineering’te 2018 yılında yapılan çalışma düz tabanı olan kız ve erkek çocuklarda postür bozukluğunun daha fazla olduğunu göstermiştir.

ÇOCUĞUNUZ AĞRIDAN BAHSEDİYORSA…

Çocuğunuz sık sık ağrıdan bahsediyorsa, çocuğunuzu incelediğiniz zaman herhangi bir asimetri gözlemliyorsanız fizyoterapistinizden postür analizi yapmasını istemelisiniz. Yıllık rutin yapılan kontroller çocuğunuzun sağlıklı gelişmesini sağlar. İlerleyen yaşlarında daha büyük sorunlarla karşılaşmadan çocuklarımızın omurga sağlığını koruyalım.

Bir çoğumuz farkında olmasak da aslında sağlığımızı çocukluk yaşlarında kaybetmeye başlarız. Bunun önüne geçmek için çocuklarımızı iyi gözlemlemeli, eğlenceli fikirlerle birlikte aktif bir egzersiz planlamalıyız. Çocuğun yapısına ve karakterine uygun egzersizler postür bozukluğu problemini ortadan kaldıracağı gibi çocuğunuzun daha sakin ve mutlu olmasını da sağlayacaktır.”

Okumaya Devam Et

Sağlık

Prof. Ceyhan “Vaka sayısı 0 olsa dahi güvende değiliz”

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, yeni tip koronavirüs salgınıyla ilgili olarak konuştu.

Vaka sayısındaki azalmanın önemine dikkat çeken Ceyhan, “Ancak sayı 0 olsa dahi güvende değiliz. Bu sadece test yapılan kişiler arasında güvende olduğunuz anlamına gelir” dedi.

Prof. Dr. Mehmet Ceyhan

Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tevfik Özlü ve Prof. Dr. Mehmet Ceyhan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyriyle ilgili olarak Hürriyet yazarı Fulya Soybaş‘a konuştu.

Her iki isim de sürecin henüz sonlanmadığına, tedbirlerin elden bırakılmaması gerektiğine dikkat çekti. Ceyhan ve Özlü, şunları kaydetti:

Prof. Dr. Mehmet Ceyhan: “Tedbirler, bayramdan sonra yavaş yavaş kaldırılacak. Hepsi birden kaldırılamaz. Tüm yasakları bir anda kaldırırsanız, bir problem çıktığında bunun nereden kaynaklandığını bulamazsınız. Mesela bir pozitif vaka yakaladınız. O kişi sinemaya da restorana da berbere de gitmiş. Virüsü nereden kaptı, kimlere bulaştırdı? Nasıl saptayacaksınız?

‘Vaka sayısı 0 olsa bile güvende değiliz’

Vaka sayısındaki azalma elbette ki çok önemli. Ancak sayı 0 olsa dahi güvende değiliz. Bu sadece test yapılan kişiler arasında güvende olduğunuz anlamına gelir. Dışarıda kimin virüs taşıdığını test yapılmadan bilemediğimize göre, ‘kesin’ diye bir şey yok. Örneğin Vuhan’da 37 gün boyunca vaka sayısı 0 giderken bir anda yeniden pozitif vakalar çıktı. Unutmayın ki pandemi eğrileri dağa benzer. Önceleri eteği yatıktır. Sonra dikleşir. İnişte de aynı şekilde. Hızlı inerseniz dirençle karşılaşırsınız. Direnci kırmak için ise asemptomatik vakaları bulup tedavi etmek gerekir. Biz o dönemi yaşıyoruz. Bundan sonra her gün 200-300 vaka olmayacak belki ama süreç bitmiş değil.”

‘Elimizde sihirli değnek yok’

Prof. Dr. Tevfik Özlü: “Bayram sonrası, farklı bir dünyaya uyanacağımızı, her şeyin tozpembe olacağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Maalesef elimizde sihirli bir değnek yok. Aşı bulunana kadar hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Ama bazı önlemler kademeli olarak, kurallara bağlı şekilde esnetilmeye başlanacak. Mesela tren seferleri başlayacak ama eskisi gibi tam kapasite değil, yüzde 50 kapasiteyle. İç ve dış hat uçuşları, şehirlerarası otobüs seyahatleri yeniden yapılabilecek ama tüm bunların kendi kuralları olacak. Bu süreçte bir dalgalanma olacak mı? Olursa yeni önlemler ne olacak? Biz de onu gözlemliyor olacağız.

Bitiş çizgisine varmak üzereyiz. Biraz daha sabır. AVM’ler, kuaför ve berberler yeniden açıldı, 16 ilde seyahat yasakları kalktı. Gördük ki, bu yeni ‘kontrollü sosyal hayat’ süreci bizi kötü etkilemedi. Gevşemelere rağmen olumsuz bir etkinin görülmemesi sevindirici olduğu kadar yeni kararlar alınması adına da cesaretlendirici.

Aceleci davranmak yok. Kademeli normalleşeceğiz. Aşının bulunması ve uygulanmasının başlamasına en iyi ihtimalle 6 ay var. Bu süreçte maske ve hijyenden vazgeçilmemeli. En kritik olan ise sosyal mesafe. ‘Diğerlerini yapıyorum, bu olmasa da olur’ denmemeli. Hele ki kalabalık ortamlarda maske tek başına koruyucu değildir. Mesafeyi korumaya devam.”

Okumaya Devam Et

Sağlık

“Covid 19’a Yakalanan Sağlık Çalışanları “İş Kazası ve Meslek Hastalığı kapsamında olmalı”

Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 2020/12 sayılı genelgesinin Yargıtay 21.HD kararına aykırı olduğunu düşündüğünü açıkladı.

Genelge’de 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 15. Maddesi öne sürülerek; Covid-19’un bulaşıcı hastalık olması sebebiyle, salgına maruz kalan ve sağlık sunucularına müracaat eden sigortalılara “hastalık” kapsamında provizyon alınması gerektiği belirtildi. Ancak daha önce Yargıtay 21. Hukuk Dairesi tarafından incelenen davada, yine bir bulaşıcı hastalık olan domuz gribi nedeniyle vefat eden tır şoförünün iş kazası nedeniyle vefat ettiği karara bağlandı.

Davanın yasal dayanaklarından olan 5510 sayılı Kanunun 13. maddesinde iş kazasının unsurları;

“a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,

b)İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle,

c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,

d) Bu Kanunun 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,

e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen özre uğratan olay…” olarak mevzuata girdi.

Açıklanan madde hükmüne göre iş kazası; “maddede sayılı olarak belirtilmiş hal ve durumlardan herhangi birinde meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen veya ruhen zarara uğratan olaydır” şeklinde belirtiliyor.

Yasada iş kazası, sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hale getiren olay olarak tanımlandığı için olayın etkilerinin bir süre devam ederek zaman içinde artması ve buna bağlı olarak sonucun daha sonra gerçekleşmesi mümkündür. Yani iş kazası ani bir olay şeklinde ortaya çıkıp buna bağlı olarak zarar, derhal gerçekleşebileceği gibi, gazdan zehirlenme olayında olduğu şekilde etkileri daha sonra da ortaya çıkabilir. Sonradan oluşan zarar ile olay arasında uygun illiyet bağı bulunması koşuluyla olay iş kazası kabul edilmelidir.

Bu maddelerden de açıkça anlaşılacağı üzere sağlık çalışanlarının iş ortamlarından veya yaptıkları işten ötürü COVID-19’a maruz kalmaları içtihata göre iş kazası sayılıyor.

Öte yandan yine 5510 sayılı Kanun’un 14. maddesine göre meslek hastalığı, “sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal özürlülük halleridir” şeklinde tanımlanıyor.

Meslek hastalığı açısından yapılacak değerlendirmelerde SGK genelgesi nedeniyle eksik bildirim ve yanlış yorum ise;

1-Sigortalıya, geçici iş göremezlik süresince günlük geçici iş göremezlik ödeneği verilmesi.
2- Sigortalıya sürekli iş göremezlik geliri bağlanması.
3- İş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine, gelir bağlanması.
4- Gelir bağlanmış olan kız çocuklarına evlenme ödeneği verilmesi.
5- Meslek hastalığı sonucu ölen sigortalı için cenaze ödeneği verilmesi gibi elde edilecek hakların kaybına sebep olacaktır.

Okumaya Devam Et

Sağlık

Türkiye’de koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 3 bin 894’e yükseldi

Türkiye’de yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı bugün 53 artarak 3 bin 894’e yükseldi. Son 24 saatte 1704 kişiye daha tanı kondu. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, vaka sayısındaki artışın öngörülebilir sınırlarda olduğunu kaydetti.

Sağlık Bakanlığıyeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyri ile ilgili olarak yeni verileri paylaştı. Buna göre virüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı son 24 saatte 53 artarak 3 bin 894‘e ulaştı.

24 saatte 37 bin 351 test yapıldı ve 1704 kişide koronavirüs tespit edildi. Yeni rakamlarla birlikte toplam vaka sayısı 141 bin 475‘e ulaştı.

Virüs nedeniyle tedavi gören 3 bin 109 kişi ise sağlığına kavuştu, böylece toplam iyileşen hasta sayısı 98 bin 889 oldu.

Okumaya Devam Et

Sağlık

Covid-19 Gebeliği nasıl etkiliyor?

Hormonal değişiklikler kaygıları tetikliyor.

Pandemi sürecinde hamile kadınların yaşadıkları hormonal değişikliklerin etkisiyle kaygılarının artabileceğini belirten uzmanlar, bu süreçte bağışıklık sisteminin güçlü tutulması gerektiğinin altını çiziyor. Uzmanlar, anne adaylarına temkinli bir şekilde egzersizlerine ve rutin doğum hazırlıklarına devam etmelerini öneriyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Sinem Zeynep Metin, koronavirüs sürecinde doğum sonrası emzirme dönemindeki anneler ve doğum hazırlığı yapan anne adayları için önemli bilgiler paylaştı.

Hamile kadınların kaygı seviyesi yüksek

Pandemi sürecinde özellikle yaşlılar ve kronik hastalığı olan bireyler için kaygı verici açıklamalara sıkça rastladığını belirten Yrd. Doç. Dr. Sinem Zeynep Metin, “Bu tarz kaygı verici açıklamalar tabii ki büyük çaplı istatistikler sonucu ulaşılmış verilere dayanarak yapılıyor.

Bir başka kaygı seviyesi yüksek grup da gebeler. Kadın doğum uzmanları, ağır grip ataklarının bağışıklığı zayıflamış gebelerde her zaman bir risk oluşturduğunu ve Covid-19 ile ilgili henüz yeterli veri bulunmadığından temkinli davranmak gerektiğini düşünüyor” dedi.

Bebeklere enfeksiyon geçtiği saptanmamış

Koronavirüs’in başladığı Çin’den gelen verilerin olumsuz olmadığını söyleyen Metin sözlerine şöyle devam etti: “Bilim adamları doğum yapanlarda herhangi bir komplikasyon görülmediğini, bebeklere enfeksiyon geçirmediğini, anne sütünde virüs saptanmadığını kısıtlı sayılarla da olsa bildirdiler.Benzer şekilde İngiltere tedavi algoritmaları da gebe bir kadının gebe olmayandan daha büyük bir risk taşımadığını, toplum için geçerli genel önerilerin gebeler için de geçerli olduğunu belirtiyor.

Hafif geçirilen Covid-19 atağında kullanılan temel ilaçlar da uzun yıllardır bilinen ve gebelerin nispeten güvenle kullanabileceği ilaçlar. Bu bilgiler ışığında aslında içimizi bir nebze daha ferah tutabiliriz.”

Kaygı duyan annelere sabırlı davranılmalı

Gebeliğin duyguların yoğun yaşandığını bir dönem olduğuna dikkat çeken Metin, “Hormonal değişiklikler de elbette kaygıları tetikliyor. Bir gebenin aklında “sağlıklı ve vaktinde doğum yapabilecek miyim, virüs kaparsam tedavi görebilir miyim, bebeğime virüs geçer mi, bebeğim kalıcı zarar görür mü, doğum sonrasında emzirebilir miyim?” gibi soruların olması son derece anlaşılır ve olağan kabul edilebilir. Baba adayları ve varsa diğer çocuklar bu kaygıya ortak olabilir ya da abartılı bulup gebeye öfke de duyabilir.

Bu süreçte baba adayları sabırlı olmalı; çocukların da süreçle ilgili sorularına doğru cevaplar verilmelidir. Çocuklarla gelecekte, sağlıklı günlerde, kardeşle yapılacak aktivitelerin hayali kurulabilir, doğacak kardeş masallara, hikayelere dahil edilebilir. Doğum sonrasında yaşanabilecekler, abartılmadan ama gerçekçi bir şekilde anlatılabilir” dedi.

Belirsizlik ruhsal savunmayı tetikliyor

Yrd. Doç. Dr. Sinem Zeynep Metin, bilinmez bir durumla karşı karşıya kalmanın ve bireydeki kontrol duygusunun zayıflamasının ruhsal savunma düzeneklerini tetikleyeceğini söyledi. Metin sözlerine şöyle devam etti: “Bu savunma düzenekleri, kaygılanma, temizlik takıntılarının artması ve bedensel belirtilerin hemen kötüye yorulması gibi kendini gösterebilir. İnsan benliğinin kendini bu önlemlere ihtiyacı vardır ancak dozu kaçarsa psikiyatrik tablolara dönüşebilir. Bu noktada, uzman görüşüne başvurmak kaçınılmazdır.”

Anne adayları genel sağlıklarını korumalı

Anne adaylarının pandemi ve aynı zamanda hamilelik sürecinde öncelikle genel sağlıklarını koruyacak temel önlemler almaları gerektiğine işaret eden Metin, “Kişisel hijyene dikkat etme, sosyal mesafeyi koruma, olabildiğince izole kalma gibi yöntemleri artık herkes ezberledi.

Bunun dışında düzenli beslenmeye devam etmek, günlük aktivite düzenine sadık kalarak kısa yürüyüşler, ev içi basit egzersizler yapmak ve uyku döngüsünü bozmamak korunma yöntemlerinin başında geliyor. Rahatlatıcı nefes egzersizleri, mümkün olduğu kadar çalışma hayatını devam ettirmek, keyif verici aktivitelerin devamı, güvenilir bilgi kaynaklarından faydalanmak kaydıyla sosyal medyadan tamamen kopmamak temel önlemler arasında sayılabilir” dedi.

Okumaya Devam Et

Sağlık

Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tufan: Aşı geliştirilemezse 2021’de de epey hastayla karşılaşabiliriz

Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Zeliha Koçak Tufan, koronavirüs aşısı ile ilgili çalışmaların kısa zamanda sonuçlanmasını beklemediğini belirterek, “Dolayısıyla aşı geliştirilmediği takdirde gelecek sene için de epeyce bir hasta ile karşılaşmamız olası” dedi.

Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan ve kısa sürede tüm dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle dünya genelinde 280 bini aşkın insan hayatını kaybetti. Koronavirüsün yayılmasını önlemek amacıyla aşı ve ilaç geliştirme çalışmaları devam ederken, Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Zeliha Koçak Tufan konuyla ilgili çarpıcı bir açıklama geldi. Tufan, koronavirüs aşısı ile ilgili çalışmaların kısa zamanda sonuçlanmasını beklemediğini belirterek, “Aşı geliştirilemezse koronavirüs ile 2021’de de karşılaşabiliriz” dedi.

Alınan tedbirler sayesinde virüsün Türkiye’ye diğer ülkelerden daha geç geldiğini hatırlatan Tufan, “Diğer ülkelerin deneyimlerinden çok yararlandık ve bunların hepsini ortaya koyup değerlendirebileceğimiz bir fırsat zeminimiz de oldu. Enfeksiyon kontrol önlemlerimizin, akademisyenlerimizin iyi olması, sağlık personelimizin hasta bakma kapasitesinin çok iyi olması Türkiye’yi diğer ülkelerden farklı kıldı. Nitekim şehir hastanelerimizin yapılmış olması çok büyük bir avantaj olarak karşımıza çıktı. Şehir hastaneleri doğrudan pandemi hastanesi olarak kullanılabildi. Odalar yoğun bakıma çevrilebildi. Türkiye’nin yoğun bakım yatak kapasitesi, solunum cihazı kapasitesi çok iyi ve olmazsa olmaz sağlık personelinin hasta bakma kapasitesi çok iyi. Yani biz yıllarca çok yoğun hasta gören ekipler olarak salgında da çok başarılı bir süreç yönettik, diye düşünüyorum. Hiçbir hasta dışarıda kalmadı” dedi.

Okumaya Devam Et

Sağlık

Merhaba “Yeni Normal”

Doç. Dr. Cem Arıtürk, son günlerde sıkça telaffuz edilen “Yeni Normal” sürecinde, salgın kurallarını sıkıca uygulayarak günlük hayata devam edilmesi gerektiğini belirtiyor.

Uzmanlar tarafından şimdilik COVID-19 salgınının kontrol altına alınmaya başlandığı söyleniyor. Vaka sayıları azalmaya ve iyileşen hasta sayısı artmaya başladı. Yoğun bakım ihtiyacı olan ve hayatını kaybeden insanların sayısı da belirgin biçimde azalıyor.

Tüm bu veriler, ülkemizdeki salgının etkilerinin en azından artış sürecini tamamladığını ve önlemlere dikkat edildiği takdirde gerileme sürecinin başladığını gösteriyor. Ancak bu iyilik halinin rehavetiyle, bugüne kadar hem bireysel hem toplumsal düzeyde almış olduğumuz önlemleri gevşetmememiz gerekiyor. Peki “yeni normal” olarak adlandırılan önümüzdeki süreçte neler yapmamız gerekiyor? Nasıl bir dönem bizi bekliyor?

“Yeni normal” dönemde, salgının devam ettiğini unutmadan, belirlenen kurallara uymaya devam edildiği sürece hastalığın önüne geçmenin mümkün olacağını belirten Acıbadem Fulya Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Cem Arıtürk, “Pek tabii hepimiz değişmiş hayat koşullarından, bir anda yok olmuş sosyal hayattan, evlere kapanmanın getirdiği psikolojik sorunlardan ve bizi bekliyor olan yeni düzenin bilinmezliğinden tedirginiz.

Ancak bu tedirginliği çok sevdiğim bir söz ile dağıtmak istiyorum; kalp attıkça umut vardır. Kalbimiz attıkça ve umudumuz yeşerdikçe alışabilme potansiyelimiz ve öğrenebilme kabiliyetimiz ile hayata tutunacak ve fizyolojik, psikolojik ve sosyal açılardan bizi gerçekten zorlayan bu süreci zor da olsa aşacağımızdan şüphem yok. Bu nedenle hayatımıza kaldığımız yerden ancak bazı yeni kurallara daha fazla dikkat ederek devam edeceğiz.” dedi.

Peki nedir bu “Yeni Normal”?

Doç. Dr. Cem Arıtürk, aslında bu “yeni normal” olarak tariflenen düzenin insanın sosyal ve kültürel yapısı nedeni ile zaten dikkat ediyor olması gereken kurallar bütününden meydana geldiğini belirterek, sözlerine şöyle devam etti: “Bu kuralları bireylerin kendi başlarına alması gereken önlemler ve toplumun belli yeni kurallar doğrultusunda kolektif olarak dikkat etmesi gereken kurallar olarak iki kısımda inceleyebiliriz. Bireysel açıdan değerlendirmek gerekirse özellikle el hijyeni olmak üzere, hijyen kurallarına dikkat etmek; yeni normalin ilk maddesi olarak sayılabilir.

Bu çerçevede ellerin gün içinde sıkça ve kuralına uygun şekilde yıkanması ya da dezenfekte edilmesi hatırlanmalıdır. Bunun yanında sosyal mesafeyi korumak ve diğer bir birey ile 1,5 metre mesafeden daha yakında bulunmamak ve dolayısı ile sosyal ortamlarda kalabalık oluşturmamak diğer bir madde. Bu da normal hayatımızda, medeniyet gereği diğer bir bireyin kişisel alan kavramına saygımızdan ötürü zaten uymamız gereken bir kural.

Aslında bugüne kadar hayatımızda olmayan ve alışması en zor olabilecek madde ise maske kullanımı. Bir cerrah olarak ameliyathane ortamlarında zaten alışık olduğum maske kullanımının bundan böyle sosyal alanlarda gerekeceğini mutlaka belirtmem lazım.

Kişisel önlemlerden sonra toplum düzeyinde uymamız gereken kurallara gelmek istiyorum. Her meslek grubunun kendileri için belirtilen zamanlarda ve mesai sürelerinde çalışmaları çok önemli. Özellikle AVM gibi kapalı ve kalabalık olunabilecek alanlarda kurallardaki en ufak gevşeklikler önü alınamayacak yeni ataklara sebep olabilir.

Kuaför gibi yakın temas hizmet sektör çalışanlarının kendileri için koyulan kurallara riayet etmeleri, restoran ve kafe gibi işletmelerin kalabalık olmayacak ve belirtilen mesafe kurallarına uyacak şekilde yeni düzenlemeleri aksatmamaları bu başlıkta dikkat edilmesi gereken diğer kurallardan.

Aşı çalışmaları tamamlandıktan ve hastalığa karşı koruma sağlandıktan sonra ise “yeni normal” olarak tanımladığımız düzeni tekrar konuşur hale gelebileceğiz.”

Okumaya Devam Et

Sağlık

Dünya Sağlık Örgütü’nden kritik korona çağrısı” Herkes geri dönüp vakaları kontrol etsin “

Dünya Sağlık Örgütü Sözcüsü Christian Lindmeier, Fransa’da ilk yeni tip koronavirüsvakasının 27 Aralık 2019’da görülmesinin şaşırtıcı olmadığını belirterek, geçen yılın kasım ve aralık aylarından itibaren “şüpheli zatürre vakalarına” Kovid-19 testi yapmaları için ülkelere çağrıda bulundu.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Sözcüsü Lindmeier, BM Cenevre Ofisi’nde düzenlenen basın toplantısında, 27 Aralık 2019’da solunum rahatsızlığı nedeniyle tedavi edilen kişinin aslında Kovid-19’a yakalandığına ilişkin Fransa‘dan yapılan açıklamaları değerlendirdi.

31 Aralık 2019’da Çin’de ilk Kovid-19 vakasının bildirildiğini anımsatan Lindmeier, bu bilgiye rağmen çok büyük bir ihtimalle Çin’de Kovid-19 semptomlarının geçen yılın aralık ayı başlarında görüldüğüne dikkati çekti. Fransa’dan bildirilen vakanın şaşırtıcı olmadığını ifade eden Lindmeier, bu yeni gelişmenin “heyacan verici olduğunu” ve kendilerine “yepyeni ve daha iyi bir tablo çizdiğini” vurguladı.

Okumaya Devam Et

Sağlık

Prof. Dr. Nurhayat Yıldırım: “Astım Hastaları, Salgın Dönemleri de Dahil, İlaçlarını Her Zaman Düzenli Kullanmalı”

Dünya Sağlık Örgütü’nün aldığı kararla her yıl mayıs ayının ilk salı günü olarak belirlenen Dünya Astım Günü kapsamında açıklama yapan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nurhayat Yıldırım, “Astım kronik ancak yönetilebilir bir hastalık. Hastaların yaşam standartlarını en iyi şekilde devam ettirebilmeleri için tedavilerini düzenli olarak almaları çok önemli”dedi.

Astım hastalığına dikkat çekmek ve toplumu bilinçlendirmek amacıyla Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen Dünya Astım Günü kapsamında, GSK Türkiye’nin katkılarıyla 5 Mayıs 2020 Salı günü online basın buluşması gerçekleşti.

Basın toplantısında astım hastalığı ile ilgili önemli bilgiler paylaşan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nurhayat Yıldırım, hastaların ilaçlarını düzenli olarak kullanmalarının çok önemli olduğunu belirterek tedaviye uyum sürecinin astım hastalığında kilit nokta olduğunu vurguladı.

Astım ataklarında hastaların nefes darlığı, öksürük, hırıltılı soluk alıp verme ve göğüste baskı hissi gibi yakınmalar yaşadığını söyleyen Prof. Dr. Nurhayat Yıldırım, hastalığın uzun süreli düzenli tedavi gerektiren kronik bir hastalık olduğunu paylaştı. Kronik hastalıklara sahip kişilerin çok daha tedbirli olması gereken bir süreçten geçildiğinin altını çizen Prof. Dr. Nurhayat Yıldırım, “Hastaların tedaviye uyumlu olmaları çok önemli. Atakların sık tekrarlaması hastaların akciğer kapasitesinde azalma olmasına ve akciğerlerin erken yaşlanmasına neden oluyor. Hastaların ilaçlarını aksatmadan düzenli olarak almaları atakları en aza indirecektir.” dedi.

Okumaya Devam Et

Sağlık

Bruksizm nedir, kimlerde görülür?

[speaker]

Bruksizm genellikle farkına varmadan yaptığımız diş sıkma davranışıdır. Bir diğer adıyla diş gıcırdatmadır.

Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, bruksizmin teşhis ve tedavi yöntemleri hakkında şu bilgileri verdi:

Cinsiyet olarak erkekler ve kadınlarda eşit oranda görülmektedir. Yaş durumu işin içine girdiğinde genç kişilerde görülme daha fazladır. Yaş ilerledikçe görülme sıklığı azalmaktadır.

Çene eklemi rahatsızlığı olan kişilerde bruksizm olma riski yüzde 26 ila yüzde 66 oranında değişmektedir.

Sigara kullanan kişilerde buriksizme yakalanma riski, kullanmayan kişilere oranla 5 kat fazla.

Gamze Şenbursa Bruksizm’e neden olan faktörleri şöyle sıralıyor.

Çene, yüz bölgesindeki anatomik bozukluklar

Karşı çenedeki dişlerle iyi uyumda olmayan diş ilişkisi ve yanlış yapılan diş tedavileri

Anksiyete, stres veya gerginlik

Uyku apnesi sendromu ve uyku bozukluğu

Travma sonucu ortaya çıkan bozukluklar, sigara ve alkol bağımlılığına bağlı olarak ortaya çıkabilir.

Psikolojik problemler

Bruksizm Nasıl Anlaşılır?

Yorgun uyanma

Sabah uyanıldığında yaşanan çene ağrısı, baş-boyun bölgesinde ağrı

Dilde meydana gelen diş izi

Dişlerde küçük kırılmalar

Diş yüzeylerinde düzleşme

Çene bölgesindeki kaslara dokunulduğunda ele gelen sertlikler

Bir şey çiğnerken çene bölgesinde rahatsızlık hissi veya çene ekleminden ses gelmesi

Çene-yanak bölgesinin kare bir görüntü almaya başlaması (erkek yüz görüntüsü gibi)

Çene kaslarının bulunduğu bölgelerde yüzeysel dokunun diğer dokulara kıyasla sertleşmesi, hareketli doku özelliğinde azalma.

Peki Tedavi Yöntemleri nelerdir?

Gece plağı kullanımı

Kaslara uygulanan botoks tekniği

Ortodontik tedavi yaklaşımları

Psikolojik tedavi

İlaç tedavisi

Manuel terapi

Egzersiz

Eğer siz de dişlerinizi sıktığınızı düşünüyorsanız, sabahları çene ve baş ağrısı ile uyanıyor çevrenizdekiler dişlerinizi gıcırdattığınızı söylüyorsa size önereceğim her yerde uygulayabileceğiniz basit egzersizler ile rahatlayabilirsiniz.

Bruksizmde en aktif rol alan çiğneme kaslarımızdan olan Masseter ve Temporalis kasıdır.

Bu kasların yerini bulmak için dişlerinizi sıkınız ve her iki tarafta karşılıklı olarak ellerinizi önce çene kısmınıza sonra şakaklarınıza doğru götürünüz.

Sertlik hissediyorsanız bu iki kasınızı buldunuz demektir.

Birinci Egzersiz: Derinin altında yüzeye yakın fasya adı verilen bir yapı vardır. Fasyanızı gevşetmeniz dolaşımınızın artmasına ve problemli bölgenizin gevşemesini sağlayacaktır.

Fasyanızı basit bir masaj yöntemi ile gevşetebilirsiniz. Her iki elinizi çene bölgenizdeki masseter kasınızın üzerine koyunuz.

Yavaşça şakaklara doğru orta şiddette basınç uygulayarak dümdüz çıkınız.

Kulağınızın üstünden geri dönerek masajı sonlandırınız. Bu masajı günde 3 set 5 tekrar şeklinde her gün uygulayabilirsiniz.

İkinci Egzersiz: Fasyanızı gevşettikten sonra yapacağınız bölgesel egzersiz türüdür. Her iki elinizi karşılıklı olarak çene bölgenize koyunuz, dişlerinizi sıkınız, çok fazla sertlik hissettiğiniz bölgeye 5 saniye orta şiddette basınç uygulayınız.

Daha sonra gevşeyiniz. Bu egzersizi günde 3 set 5 tekrar şeklinde her gün yapabilirsiniz.

Bu iki temel egzersiz çiğneme kaslarınızın gevşemesini ve yüz bölgenizdeki dolaşımı arttıracaktır.”

Okumaya Devam Et

Sağlık

Karantina ve sosyal mesafe prezevatif satışlarını düşürdü!

[speaker]

Prezervatif üreticisi Durex sokağa çıkma yasakları ve sosyal mesafe önlemleri nedeniyle cinsel yakınlaşmaların azaldığını ve satışların düştüğünü açıkladı.

Durex’in çatı şirketi Reckitt Benckiser’in tepe yöneticisi Laxman Narasimhan koronavirüs önlemleri nedeniyle İtalya ve İngiltere gibi ülkelerde gece hayatında keskin bir düşüş olduğunu bunun da satışlarını olumsuz etkilediğini söyledi.

Narasimhan İngiltere’de sokağa çıkma yasağının ilan edildiği 23 Mart’tan sonra gençlerin çok daha az cinsel ilişkiye girdiğini belirtti. Yasakların ilan edildiği günü yetkililer çiftlere ya aynı evde kalmaya başlamalarını ya da ayrı ayrı karantinayı tercih etmelerini söylemişti.

Çin’de azalan talebin karantina dan sonra eski seviyesine geldiğini vurgulayan Narasimhan aynısının Avrupa’da da yaşanmasını beklediklerini bu yüzden üretimi azaltma gibi bir planları olmadığını ifade etti.

Okumaya Devam Et

Sağlık

Koronavirüs : İyileşenler yeni vaka sayısını ikiye katladı…

[speaker]

Türkiye’de son 24 saatte koronavirüs nedeniyle 84 kişi hayatını kaybetti, 2 bin 188 yeni tanı konuldu.

4 bin 922 Covid-19 vakası daha sağlığına kavuşurken, virüsü yenen hasta sayısı 53 bini aştı. Toplam can kaybıysa 3 bin 258’e yükseldi.

Son verileri sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Son 24 saatte iyileşenler, yeni tanı konan hastaların 2,25 katı.

Toplam iyileşen sayısı 53 bin. Bu sayı bugüne kadarki toplam vaka sayısının %45’ine yakın.

Yoğun bakım hasta sayısı azalıyor. Tedbirde dikkatli olalım. Dışarıdaki hava tabloyu değiştirebilir” dedi.

Okumaya Devam Et

ÖNE ÇIKAN HABERLER