Bizimle İletişime Geç

Siyaset

Meral Akşener İYİ Parti Grup Toplantısında Konuştu

[speaker]

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın partisinin milletvekilleriyle bir araya geldiği kahvaltıda açıklama yaparken gülmesine tepki gösterdi.

Akşener,”36 evladımızı toprağa verdik sen hâlâ eğleniyormusun sayın Erdoğan?” diye sordu.

Akşener’in konuşmasından satır başları şöyle.

Adem Akın, Süleyman Şahin, Mehmet Muhammed Akay, Birhan Er, Osman Ak, Mustafa Bayrakar, Muharrem Öğütçü, İbrahim Özel, Recep Bekir, Güven Kurtulmuş, Ahmet Saygılı, Ahmet Arslan, Emre Baysal, Halil Çankaya, Veysel Günay, Muhammed Yılmaz, Şükrü Elibol ve dün son olarak Muzaffer Ak…

37 can, 37 yarım kalan öykü Ruhları şad olsun.

Aslında bu haftaki grup toplantısını şehitlerimizin ruhuna dua okuyup aziz hatıraları ile bitirmek istiyordum ama devleti yönetenler ciddiyetten ne kadar uzak olduklarını gösterdiler.

Sayın Erdoğan birkaç gün önce birkaç şehit diyordu.

Sayın Erdoğan rakamları çok sever.

Ama bazı rakamları hiç sevmez. İşsizlik rakamları, borçlu insan rakamları. İşçiye emekliye yapılacak ücret zammı rakamlarını sevmez. İşine gelmeyince sorumlusu olduğu rakamlardan kaçar.

Nitekim birkaç şehit dedikten bir kaç gün sonra 36 rakamıyla karşılaştı.

36 evladımızı toprağa verdik sen hâlâ eğleniyor musun sayın Erdoğan?

Mesela Batuhan Onbaşı… Şehit torunuydu. Çoluğa çocuğa karışacaktı. Şimdi evlenemeyecek. Sen hâlâ eğleniyor musun sayın Erdoğan?

Melasa Mehmet Astsubay. Henüz 24 yaşındaydı toprağa düştü. Sen hâlâ eğleniyor musun sayın Erdoğan?

Selman Çavuş… bir buçuk yaşındaki Uygur’un babası. Şimdi oğlunun büyüdüğünü göremeyecek. Sen hâlâ eğleniyor musun sayın Erdoğan? diye konuştu.

Okumaya Devam Et
Reklam
Yorum Yap

Yorumlar...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Siyaset

Erdoğan’dan 4 CHP’li hakkında suç duyurusu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, kendisine hakaret ettiği iddia edilen 4 kişi hakkında suç duyurusunda bulunduğu bildirildi.

A Haber’in haberine göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 4 CHP’li isim hakkında ‘hakaret’ gerekçesiyle İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuldu. 

Bu isimler arasında CHP İzmir İl Başkanı Yardımcısı Yasin Ergül, CHP Gençlik Örgütleri İzmir İl Sekreteri ve Karabağlar Belediye Meclis Üyesi Dila Koyurga, CHP’li Gaziemir Belediye Başkanı Halil Arda ve CHP İzmir İl Teşkilatı üyesi Caner Gül bulunuyor. 

Okumaya Devam Et

Siyaset

Ali Babacan neden AK Parti’den ayrıldığını anlattı!

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan, gazeteci Cüneyt Özdemir’in YouTube’daki yayınına konuk oldu.

Babacan canlı yayında Adalet ve Kalkınma Partisi’nden (AK Parti) neden ayrıldığını, yeni partinin kuruluşunu ve projelerini anlattı.

Neden AK Parti’den ayrıldı?

Babacan Temmuz 2019’da kurucuları arasında yer aldığı Adalet ve Kalkınma Partisi’nden (AK Parti) istifa etmiş, “kendi ilkeleri ile AK Parti’nin ilkeleri arasında derin farklılıklar” olduğunu dile getirmişti.

11 Mart günü kurulan DEVA Partisi Genel Başkanı Babacan, Cüneyt Özdemir’e verdiği mülakatta AK Parti’den kendi isteği ile ayrıldığını; siyasete giriş sebebinin AK Parti’den ayrılması ve yeni bir parti kurması ile aynı olduğunu söyledi.

Babacan, “Ülkenin şartları çok kötüleşmişti. Bana bir davet geldi ve siyasete girdim. 2012 ve 2013’e kadar güzel çalışmalar yaptık, ama ondan sonra bozulmalar başladı. Öncelikle insan kaynağı kalitesi bozulmaya başladı. İlk başta daha dürüst insanlar karar mekanizmasında iken daha sonra amaçları farklı olan insanlar sisteme girmeye başladı” dedi.

Kararların da istişare ile alınmamaya başladığına değinen siyasetçi, “Daha önce kararlar heyetler halinde ve ortak akıl üretmeye çalışılarak alınırken, daha sonra küçük bir grubun hatta tek bir karar mercinin aldığını gördük. Böyle bir ülkeyi yönetiyorsanız bu ancak ortak akılla ve katılımcı bir demokrasiyle yapılmalı” şeklinde konuştu.

Babacan eskiden bakanların geniş bir inisiyatif alanı olduğunu, ancak şimdi tüm yetkilerin tek elde toplandığını ifade etti. “Ben hep ‘böyle bir şey yaptık’ şeklinde çoğul kullanırım. Tekil kullanmam. Tekil şahıs kullananın kim olduğunu vatandaşımız görür. Hiç kimsenin kendinden kaynaklı bir keramet aramaması önemli. Süper kahramanlar ancak fantastik çizgi filmlerinde olur” dedi.

Okumaya Devam Et

Siyaset

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Necip Fazıl Kısakürek paylaşımı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Necip Fazıl Kısakürek’in vefat yıl dönümü nedeniyle Twitter hesabından paylaşımda bulundu.

Erdoğan, iletisinde “Vefatının 37. yıl dönümünde “Sultanü’ş Şuara” Üstad Necip Fazıl Kısakürek’i saygı ve rahmetle yad ediyorum. Mekanı cennet olsun.” ifadelerini kullandı.

Erdoğan paylaşımında Kısakürek’in fotoğrafının ve dizelerinin yer aldığı görsele yer verdi.

Okumaya Devam Et

Siyaset

Soylu, İzmir’de camiden Çav Bella çalınmasıyla ilgili konuştu: Caminin dibinde ezanı dinletiriz

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, İzmir’de bazı camilerin hoparlörlerinden kimliği belirsiz kişilerce ‘Çav Bella’ çalınmasıyla ilgili olarak konuştu. Soylu, “Birçok şeyin hakkından geldik. Buluruz, buluruz ve ona caminin dibinde de ezanı dinletiriz inşallah” dedi.

İzmir’de 20 Mayıs akşamı saat 17:00 sıralarında kimliği belirsiz kişilerce merkezi sistemle ezan okunan Konak, Karşıyaka, Çiğli ve Buca ilçelerindeki bazı camilerin frekansına korsan bir şekilde müdahil olunarak cami hoparlörlerinden ‘Çav Bella’ çalındı.

Mamak Belediyesi tarafından düzenlenen Serdar Tuncer’in sunduğu Musiki Muallim Mektebi Sohbetleri’ne katılan Soylu, konuyla ilgili olarak şunları söyledi:

“Böyle bir ahlaksızlık beklenmez. Böyle bir inançsızlık beklenmez. Böyle bir dine karşıtlık beklenmez. Ramazan ayında, milletin bu konudaki duygularına, düşüncelerine, inancına saldırı beklenmez. Beklenmez yani, bunu böyle söylemek gerekir ama biz birçok şeyin hakkından geldik, bunun da hakkından geliriz. Buluruz yani. Buluruz, ona o caminin dibinde de ezanı dinletiriz inşallah.”

Okumaya Devam Et

Siyaset

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Sert Tepki!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP yönetimiyle ile AK Parti’den ayrılıp kendi partilerini kuran Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’na sert eleştiriler yöneltti.

AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında video konferans yöntemiyle gerçekleştirildi.

“CHP yine o bildiğimiz çirkin yüzünü sergilemekten geri durmuyor. Ülke ve millet olarak birliğe, beraberliğe, kardeşliğe, dayanışmaya, morale en çok ihtiyacımız olduğu bir dönemde CHP’nin her aktörü başka bir cephede bozgunculuk, fitne, fesat peşinde koşuyor. İzmir’de camilerin hoparlörlerine sızan alçaklar saygısızca yayınlar yaparken o ildeki CHP yöneticileri zevkten dört köşe sosyal medyada bu rezilliği aktarıyor.

15 Temmuz gecesi de sela okunan camilere saldırıp imamları darbeden ezan, bayrak, vatan düşmanı müstevli zihniyet aklınca rövanş alıyor. Bunların hayallerinde cami minarelerinden ezan sesi yerine başka bir ses duymak vardır. Bunu biliyoruz. Şundan emin olsunlar ki bu milletin son ferdinin, son damla kanı da toprağı ıslatmadan o hayallerine kavuşamayacaklardır.” 

Erdoğan, burada yaptığı konuşmada,kendi partilerini kuran Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın iktidarı eleştirmeleri ile ilgili olarak, “Başbakanlığım döneminde bakan, bürokrat olarak görev verdiğimiz kimi isimlerin de şimdi bunlarla aynı teraneleri mırıldanıyor olmasını, üzüntüyle takip ediyorum.

Siyasetin temelinde millete karşı dürüst olma vardır. Düşünün bakanım durumunda olanlar veyahut da daha farklı görevler verdiğim kişiler, şimdi farklı bir şekilde saldırı içindeler.” dedi.

“Başbakanlığım döneminde bakan, bürokrat olarak görev verdiğimiz kimi isimlerin de şimdi bunlarla aynı teraneleri mırıldanıyor olmasını üzüntüyle takip ediyorum. Siyasetin temelinde millete karşı dürüst olma vardır. Düşünün bakan durumunda olanlar veyahut daha farklı görevler verdiğim kişiler şimdi farklı bir şekilde saldırı içindeler. Ya sen bakansın, atılan bir adımda Başbakan’ın onayı olmadan sen o adımı atabilir misin? Şimdi nasıl oluyor da sanki o işleri kalkıp ‘Ben, ben, ben…’ Ne beni ya, nasıl oluyor? Bir başbakan onay vermeyecek, sen kalkacaksın bir bakan olarak adım atacaksın? Bunu kime yutturuyorsunuz? Öyle kalkıp YouTube’larda, topladığınız belli adımlarla netice almanız mümkün değil. İyi olan her şeyi biz şu anda takdir edecek insan arıyoruz. Kötü olan her şeyi bize yıkma hesabı içerisinde olanlara da zaten milletim hesabını sorar. Bu milletin vicdanından her şey Allah’ın izniyle döner. Biz hayatımızın her döneminde olduğu gibi bundan sonra da eksiğiyle fazlasıyla yürüttüğümüz görevlerdeki tüm sorumluluğu üstlendik, üstlenmeye de devam edeceğiz.”

“Onların sıkleti bunu çekmez”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu eleştirerek, şunları söyledi: 

“CHP Genel Başkanı’nın ise güya ülkeyi buhrandan çıkarmak için sıraladığı başlıklara baktığımızda çoğunun kendilerini taraf ettiğini görüyoruz. Mesala; israf diyor, ya kendi belediyelerinizdeki rezaletlere hiç dönüp bakmıyor musunuz? Gözünü millet hizmet için yapılan hastanelere dikiyor. Tüm dünya bizden kamu-özel ortaklığı modelini örnek alırken, Antalya G-20 Toplantısı’nda ‘Bize şu kamu-özel ortaklığını bir anlatsana.’ dediler.

Ben Antalya G-20 Toplantısı’nda kamu-özel ortaklığını anlattım. Ama Bay Kemal ve avanesi hala bu kamu-özel ortaklığını anlamadılar, anlayamazlar, zira onların sıkleti bunu çekmez. CHP şimdi buna karşı çıkıyor, Düşünün bu zat SSK’nin başında bulundu. SSK’nin başında bulunduğu zaman hastanelerde halimiz neydi hatırlayın. Ne araç-gereç ne cihaz ne ilaç bunların hiçbiri yoktu. Vatandaş kuyruklarda sersefildi ve sefalet kol geziyordu. Rahmetli Savaş Ay’ın programını hatırlayın. O programda bu beyefendi cevap vermekten acze düşüyordu.

Zaten o rezalet ona yeterli. Şu anda o zaman o çekimin yapıldığı Okmeydanı SSK Hastanesi’ni, bu Kovid-19’da rahmetli olan Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu’nun adıyla biz sıfırdan yaptık. Orası Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu Şehir Hastanesi olarak dört dörtlük hizmet veriyor. ‘Bay Kemal, zahmet olmazsa ziyaret edin, görün.’ Bak senin o çekimin yapıldığı hastane şimdi ne halde.”

Okumaya Devam Et

Siyaset

CHP’li Kaya: Otizmli Vatandaşlara Şehirlerarası Yolculuk İzni Verilsin

CHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya, Otizmli vatandaşlarımız için Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya ve Bilim Kurulu üyelerine çağrı yaptı.

Genel Başkan Yardımcısı Kaya, “Bu zorlu süreçte otizmli vatandaşlarımıza da şehirlerarası yolculuk izni verilmesi çok faydalı olacaktır. Gerekli tedbirler alınarak, otizmli vatandaşlarımızın da köylerine, yazlıklarına refakatçılarıyla birlikte gitmeleri için uygun koşullar sağlanmalıdır. Talebimizin İvedilikle değerlendirileceğine inanıyoruz. Alınacak karar otizmli vatandaşlarımıza da bir bayram hediyesi olacaktır.” dedi. 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya

Genel Başkan Yardımcısı Kaya’nın açıklaması şöyle: 
Covid-19 salgını sürecinde hayat hepimiz için zorlaştı, ama engelli vatandaşlarımız için daha da zorlaştı. Yaşamımızı artık yeni kurallara göre dizayn etmeye başladık, ancak her zaman olduğu gibi yine engelli vatandaşlarımızı göz ardı ediyoruz. Yeni kuralları belirlerken, engelli vatandaşlarımızın hayatlarını kolaylaştırma sorumluluğumuz da var…


İçişleri Bakanlığı yayınladığı genelgeyle; otizm, ağır mental retardasyon, down sendromu gibi özel gereksinimi olanlar ile bunların veli, vasi veya refakatçilerinin sokağa çıkma yasağından muaf tutulmasını sağladı. Bu karar önemli ve yerinde bir karardır.  

Otistik çocuklarımız, gençlerimiz ve aileleri bu süreçte çok zorlanmaktadır. Otistik çocuklar ve gençler eğitim aldıkları kurumlara gitmek istemekte, aileler kurumların kapalı olma nedenini anlatmakta zorlanmaktadır. Sokağa çıktıklarında da maske takmayı reddetmekte, aileler risk almamak için sokağa çıkmayı genel olarak tercih etmemektedir.

Çocuklarımız okulların kapanmasıyla uzaktan eğitime adapte olmaya çalışırken, otizmli çocuklar bu süreci çok sancılı geçiriyor.  Çünkü otizmli çocuklar rutin düzenleri bozulduğunda büyük sıkıntılar yaşıyor. Aileler de bu süreçte çok yıpranıyor. 

Otizmli vatandaşlarımız için sokağa çıkma yasağı yok, ancak şehirlerarası yolculuk yapmaları yasak. 
Buradan Sağlık Bakanımız Sn. Fahrettin Koca’ya ve Bilim Kurulu üyelerimize seslenmek istiyorum; bu zorlu süreçte otizmli vatandaşlarımıza da şehirlerarası yolculuk izni verilmesi çok faydalı olacaktır. Gerekli tedbirler alınarak, otizmli vatandaşlarımızın da köylerine, yazlıklarına refakatçılarıyla birlikte gitmeleri için uygun koşullar sağlanmalıdır.

Talebimizin İvedilikle değerlendirileceğine inanıyoruz. Alacağınız bu karar otizmli vatandaşlarımıza da bir bayram hediyesi olacaktır.”

Okumaya Devam Et

Siyaset

Türkkan Sordu “Hukuk, Demokrasi, Adalet Türkiye’de Bunlar var mı?”

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Lütfü Türkkan düzenlediği basın toplantısında Türkiye’nin durumunu kaynayan suda haşlanan kurbağaya benzetti.

Türkkan açıklamalarında şu ifadelere yer verdi. “Yarın mübarek Ramazan ayının son günü. Yani Bayram arifesi. Bugüne kadar hiç alışık olmadığımız olağanüstü bir durum içerisinde, tüm dünyayı etkisi altına alan pandemi ortamında bir bayram yaşayacağız.

Tüm Türkiye, Koronavirüs önlemleri çerçevesinde, salgın kontrolünün kaybedilmemesi adına bu bayramı evde geçirmek zorunda. Aslında Türkiye’de vatandaşlarımızın zaten büyük bir kısmı bu bayramı evde geçirmek zorunda kalacaktı.

Ekonomideki kötü gidişat, artan yoksulluk ve fukaralık sebebiyle insanlarımız zaten sokağa çıkamayacak, adı konmamış bir sokağa çıkma yasağı yaşayacaklardı.İnsanlar işsiz, faturalarını, kiralarını ödeyemez haldeler.

Küçük de olsa büyük de olsa salgın yüzünden önlerini göremiyor. Çünkü kepenkler açılsa bile tekrar kapanma ihtimali var. Mart ayından beri birçok iş yeri zaten kapanmak zorunda kaldı. Kimisi iflas etti, kimi ise tekrar açılacağı günü bekliyor. Birçok çalışan ücretsiz izne çıkarıldı. Kimisinin ise dönebileceği bir iş yeri bile kalmadı.

VATANDAŞIN YÜZÜ SADECE HAZIRLANAN KAMU SPOTLARINDA GÜLEBİLDİ

Başka ülkeler vatandaşlarına böyle zamanlarda hayata tutunabilmeleri adına para dağıtırken, Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten AK Parti İktidarı, maske dağıtmayı bile beceremedi.İktidar, gönderdiği yardım kolileriyle yurtdışında kendince iyi bir PR yapmış olabilir. Ama kendi vatandaşının gözünde sınıfta kaldı. Vatandaşın yüzü sadece hazırlanan kamu spotlarında gülebildi.

Gerçekte görünen ise; vatandaşların bırakın borç ödemeyi, 3 ay sonraya ötelenen borcun faizini bile ödeyecek durumu yok.Türkiye’de 2019 Mart itibariyle takipteki kredi miktarı 106 milyar 331 milyondu. Bu yılın Mart ayında ise takipteki kredi miktarı %50 artarak 151 milyar 462 milyona ulaştı. Birçok insanımız vaadedilendestek kredilerine başvurdu, ancak başvuruları olumsuz sonuçlandı.

Ücretsiz izne çıkarılan vatandaşlar için verilen maaş desteği tam 1.170 lira. Yani günlük 39 lira ediyor bu para. Böyle bir dönemde ücretsiz izne çıkarılan bir kişinin, başka bir yerde çalışma şansı zaten yok. Bu yüzden 4 kişilik bir aile, günlük 39 lira ile karnını mı doyursun, kullanmak zorunda olduğu elektriğini, suyunu, doğalgazını mı ödesin? Kapısına dayanan ve kirasını isteyen ev sahibine hangi derdini anlatsın?

Bu insanlar yıllarca vergi ödediler.Ancak ödedikleri vergiler ne zaman ki kendilerine lazım oldu, devletin o sıcak yüzünü göremediler.Bu insanlar soğukta ve karanlıkta yaşamaya başladılar, çünkü elektrikleri ve doğalgazları kesildi.

Daha dün, Ankara Kızılay’da bir vatandaşımız maddi sıkıntılar nedeniyle intihar girişiminde bulundu.Eline benzin bidonu alan vatandaş kendini yakmaya kalktı. Cumhurbaşkanı’na seslendi:“Tek başıma sokakta yaşıyorum, hırsızlık yapmıyorum, adalet bu mu?” diyerek haykırdı.

Şimdi bu şartlar altında bayram kutlayacak olan vatandaşı düşünün.Bayram deyince aklımıza ne gelir?Sevinç gelir, mutluluk gelir değil mi? Adı üstünde bayram.Hatta çoğu zaman bu kelimelerin yerine bayram kelimesini kullanırız. “Bayram yaptı, yani çok sevindi” deriz.

Biz çocukken bayram günü bayramlıklarımızı, yeni iskarpinlerimizi giyecek olmanın heyecanını yaşardık. Arife günü, gece o heyecanla uyuyamazdık.Şimdilerde ise bayramlık ne kelime. Ne evler var bayram şekeri bile girmeyen. O evde çocuk olmak, baba olmak ne kadar zor düşünün biraz!

Bu bayram hangi aile bayramın tadını çıkarabilir? Endişeler ve kaygılar almış başını giderken kim bayramıno uhrevi havasını hissedebilir.Bu şartlar altında sokağa çıkmak yasak olmasaydı ne değişecekti,tabii ki hiçbir şey.2 çocuklu 4 kişilik bir ailenin bayram tatili için Ankara’danİstanbul’a gittiğini düşünelim. Kişi başı bilet parası 160 lira.4 kişilik bir ailenin gidiş dönüş seyahat ücretitam 1.280 lira. Bu sadece koltuk parası. Otogara ulaşım, mola, bayram hediyesine hiç girmiyorum bile.İstanbul’dan Trabzon’a veya İzmir – Erzurum gibi biraz daha uzun bir mesafe gitmek zorunda kalan bir aileyseniz durum daha da vahim. Kişi başı bilet tam 350 lira. Gidiş -Dönüş ücreti tam 2.800 lira.Asgari ücretin 2.325 lirayla açlık sınırının altında olduğu bir ülkede kim nasıl, nereye gidebilir?

TÜRKİYE’NİN %34’Ü SOSYAL YARDIM ALIR HALE GELMİŞ

Türkiye’nin %34’ü sosyal yardım alır hale gelmiş. Sadece son bir ayda İstanbul’da sosyal yardım alan aile sayısı % 170 artmış.İktidarın fakirliği kullanarak iktidarda kalmak için ülkeyi düşürdüğü duruma bakın.Oysa koronavirüs ile mücadele kapsamında uçak biletinde KDV’yi % 18’den % 1’e çeken üst akıl, nedense söz konusu otobüs biletleri için aynı şeyi akıl edemiyor?

İnsanlar memleketine gitmek bir yana, kendi evinde artık bayram sofrası kuramıyor.Bu sene bayram sofralarında fiyat artışı geçen seneye göre çok fazla.Geçen Ramazan Bayramında dana kuşbaşının kilosu 42 liraydı. Bu sene aynı markette kilosu 64 lira. % 50’nin üzerinde bir artıştan bahsediyoruz.Salgın yüzünden fiyatlar artmaya devam ediyor.Bu bayram insanımız boğazından kısmak zorunda kalacak. Bu sene bayram sofrası, fukara sofrasına dönüşecek.

Aslında yavaş yavaş kaynayan suda haşlanan kurbağa misali gitgide fukaralaşıyoruz. Suyun kaynamaya başladığı 2002’ye dönersek;

2002’de 1 kilogram beyaz peynir 2 liraydı. Bugün 50 lira. Yani 24 kat artmış.

2002’de 1 tane yumurta 9 kuruştu, bugün 1 Lira. 10 kat artmış.

2002 yılında 50 kiloluk 1 çuval un 18 lirayken, bugün 190 lira.

2002 yılında 1 kg. şeker 1 lira 30 kuruştu. Bugün ise kilosu 7 lira

2002 yılında 1 kg pirinç 1 lira 60 kuruştu. Bugün ise aynı pirinç 16 lira

Siz iktidara geldiğinizde ekmeğin kilosu 1 liraydı şimdi yaklaşık 7 lira.

2002 yılında elek­tri­ğin bi­rim kilowatt fi­ya­tı 11 ku­ruş­tu. Bugün 71 kuruş

2002 yılında do­ğal­ga­zın met­re­küp bi­rim fi­ya­tı 37 ku­ruş­tu. Bugün 1 lira 55 kuruş

Şimdi iktidar kalkıp diyebilir ki milli gelir 18 yılda şu kadar arttı.Bende diyorum ki hadi oradan. Çünkü milli gelirdeki artış tek başına refah düzeyindeki iyileşmeyi belirlemez.

Gelir dağılımına da bakmak gerekir. Bu büyümeden işçi, memur, çiftçiye pay verilmedi.Zengin daha çok zenginleşti, fakir de daha fakirleşti.

GÖRÜNEN O Kİ VERGİLER DAHA DA ARTACAK, DAHA DA FAKİRLEŞECEĞİZ

Değerli basın mensupları,

Yeni vergiler sağlı sollu geldikçe her geçen gün daha da fakirleşiyoruz. Ve görünen o ki vergiler daha da artacak, daha da fakirleşeceğiz. Zaten krizin derinden hissedildiği son 1 yıl içinde Türkiye,  gerekli-gereksiz, yerli-yersiz, uygun-uygunsuz yüzlerce ürünü ithal etti. İthalat için de kıt döviz kaynakları heba etti.Yıllar yılı Türkiye’yi ithalat cennetine çeviren kimi şirketlerin çıkarlarına dokunulmadığı için bu böylece sürüp gidiyordu.

Salgın tüm dünya ekonomisini tehdit etmeye başladığında, iktidar durumun ciddiyetini hala anlamış değildi. Tüm dünya, ekonomide en iyi ihtimalle yüzde 5 küçülme bekliyordu. Masal bu ya. Biz ise büyümeye devam ediyorduk. Mart ayına geldiğimizde salgının, artık sadece Çin’in değil, dünyanın sorunu olduğunu idrak ettik. Türkiye ekonomisi, bu zaman dilimindeAralık-Ocak-Şubat dönemlerinde meseleyi uzaktan takip etti. Hastalığın yıkıcı etkilerinin neler olacağını hesaplayamadı.Ülkeler teker teker kemerleri sıkarken, Türkiye savurganca ithalatı sürdürdü.Mart-Nisan-Mayıs geçici ithalat verileri, yılı 40, hatta 50 milyar dolar “dış ticaret açığı” ile kapatacağımızı gösterince, önlemler peşpeşe geldi.

21 Nisan‘da 3.000 dolayında ürüne ek ithalat vergisi getirildi.

11 Mayıs‘ta listeye 400 ürün daha eklendi.

20 Mayıs günü de 800 ürün daha ek ithalat vergisi kapsamına alındı.

Liste uzayacak mı, yeni ürünleri kapsayacak mı, bunu henüz bilmiyoruz.O kadar ithal ürüne ek vergi getirildi ki, yakında başka ülkelerden esinlenip ithal vergiler getirilecek diye düşünmeden edemiyor insan.En basit ürünlerde bile ülkeyi dışa bağımlı hale getirdiler.

Bakın neymiş o ürünler;

Kızılay ve Ensar Vakfıvergi kaçırmakla meşgulken 295 milyon dolarlık kan ürünleri ithal ettik.

Dünya’daki her 4 limondan birini üreten Türkiye,36.7 milyon dolarlık limon tuzu ithal etti.

4.8 milyon dolarlık düğme, çıtçıt

2.9 milyon dolarlık kağıt raptiyesi, zımba teli

43.5 milyon dolarlık el testeresi, testere ağzı

12.6 milyon dolarlık perçin çivisi, civata, somun

9.3 milyon dolarlık tekstil ve konfeksiyon makinası ve terzi iğnesi 

52.6 milyon dolarlık kedi-köpek maması

91.5 milyon dolarlık şampuan

94 milyon dolarlık bebek maması

62.4 milyon dolarlık diş macunu

150 milyon dolarlık cerrahi ve sair amaçlı latex eldiven

8 milyon dolarlık çatallı iğne, çengelli iğne, firkete ithal ettik.

Liste daha da uzayıp gidiyor.Her şeyi ithal olan yerli otomobilden bahsetmiyorum. Çengelli iğne diyorum. Bu ürünlerden hangisini üretecek teknolojiye sahip değiliz.Hepsini üretebilecek durumda iken ithal etmişiz.

Gördüğünüz gibi Türkiye, Ak Parti iktidarı döneminde başka ülkelerin pazarı haline getirildi. Türk milletini ise ithal ürünlerin kölesi haline getirdiler. Patatesi, soğanı bile ithal etmek zorunda kaldık. Bu ihaneti yerli ve milli olduklarını iddia eden iktidar gerçekleştirdi.

Yaşadıklarımız bana bir olayı hatırlattı.Şair ve idareci Süleyman Nazif, 20. yüzyılın başlarında hiç sevmediği Basra’da vali iken bir yol inşaatı başlatır ama bir müddet sonra inşaatta kullanılacak taş kalmadığı için yol yarım kalır. Şair vali inşaata gider, ellerini göğe açar ve Yarabbi, bu memlekete biraz taş yağdır’ diye dua eder.Sanki Süleyman Nazif’in duası kabul oldu.

Şimdi ise çıkmış diyorlar ki ülkeyi ithalata mahkum edenler utansın. Allah söyletiyor sanki. Kandırıldık demelerini saymazsak özeleştirinin böylesini 18 senedir görmedik.

Rakamlar ortada.

1923 -2002 Dönemi toplam ithalat: 642 Milyar Dolar

2003-2020 Dönemi toplam İthalat: 3 Trilyon 214 Milyar Dolar

2003-2020 döneminde yapılan toplam ithalatın Cumhuriyet tarihindeki ithalattaki payı:% 83,4

Evet utanın. Yıllardır gelen sıcak ve ucuz parayı üretim yerine betona gömdünüz.Üretim olmadığı için ihracat da yok. Turizmden gelmesini beklediğiniz 40 milyar dolar da yok.Bir de dolar yükselmesin diye Merkez Bankası’nın 60 milyar dolarını heba ettiniz. Suriye bataklığına gömülüp Suriye’den gelen mültecilere de 40 milyar dolar harcadınız. 18 yıl boyunca özelleştirmelerden 62 milyar dolar gelir elde ettiniz, bunun 40 milyar doları Suriyeliler’e gitti.

Sizin akıl ve izandan uzak kabile tarzı devlet yönetiminiz yüzünden itibarımız kalmadı. İtibarı kalmayan bir ülke 1 Cent’e bile muhtaç kalır.Şimdi bakıyorum ki ülke ülke swap yolları arıyorsunuz. Dolarları hovarda gibi harcadınız. Şimdi ise dilenciliğe başladınız.Bir süre ithalat da yok diyorsunuz. Utanmadan yalan konuşuyorsunuz. Çünkü ithal edecek dolarımız bile yok. Asıl gerçek bu.

Ve bir de getirdiğiniz ek vergiler yüzünden karaborsacıların ortaya çıkmasına imkan tanıyorsunuz. Çünkü bu vergiler üreticisinden, tüketicisine hepimizi karaborsacıların insafına bırakır.

TÜRK EKONOMİSİNİ DIŞARIYA MAHKUM EDEN AK PARTİ’NİN EKONOMİ POLİTİKALARI TEDAVİSİ OLMAYAN BİR VİRÜSÜ ANDIRIYOR

Değerli Basın mensupları,

Planlanana göre bayramdan sonra hayat normale dönecek. Normalleşme dediğimiz şey yavaş yavaş başladıkça vatandaşlarımız anormallikleri görmeye başlayacak.Özellikle ekonomik salgının etkilerini hep beraber derinden hissedeceğiz.Türk ekonomisini dışarıyamahkum eden Ak Parti’nin ekonomi politikaları tedavisi olmayan bir virüsü andırıyor.Ülke olarak bu virüsten kurtulmadan maalesef ülkemizi düzlüğe çıkaramayız.

Para, yerine tekrar fazlasıyla konulabilir. Ancak para için en önemli mesele güven ortamıdır. Güvenin olmadığı yerde para olmaz. Bu güveninde parametreleri belli;

Hukuk,

Demokrasi,

Adalet.

Türkiye’de bunlar var mı?

Mahkemeye çıkarken hakime güveniyor musunuz?

Basının özgür olmadığı, düşünmenin suç olduğu, ifade özgürlüğü olmayan bir ülkeye güveniyor musunuz?

Ekonomik verilerine müdahale edilen, bir gecede Merkez Bankası Başkanı’nın görevden alındığı bir ülkeye güveniyor musunuz?

Pandemiden önce yüzde 5 büyüyecek denilen Türk ekonomisi, pandemi döneminde bile hala yüzde 5 büyüyecek deniliyorsa, paranızı Türkiye’ye getirir misiniz?

Bu ucube sistem sürmeye devam eder, güçlendirilmiş parlamenter sistemi inşa edemezsek, Türkiye’nin içinde bulunduğu bu kötü durum daha çok ağırlaşacak, kronik bir hastalığa dönüşecek. Totaliter rejimlerin sürdüğü ülkeler, boşuna mı üçüncü Dünya ülkesi sayılıyor.

Bu krizden çıkmanın tek bir yolu var. Tedavisi belli. Bir an önce 22. Yüzyıl Türkiyesi’ni inşa edecek olan güçlendirilmiş, iyileştirilmiş parlamenter sisteme dönüş yapmamız gerekli.Hukuku yeniden inşa ederek, Memleket Masası anlayışımızı, yani kardeşliğimizi ve ortak aklı kaim kılarak ülkemizi saplandığı bu yerden çıkarabiliriz. Biz bunu başaracağız.”

Okumaya Devam Et

Siyaset

Ali Babacan: “Türkiye’yi kapatıp küçülterek yönetmek istiyorlar”

DEVA PARTİSİ Genel Başkanı Ali Babacan, KARAR TV canlı yayınında Ahmet Taşgetiren, Elif Çakır ve Yıldıray Oğurun sorularını yanıtladı, gündeme dair görüşlerini paylaştı.

Ali Babacan’ın konuşmasından bazı satırbaşları şöyle:

Türkiyenin orta vadeli bir programa ihtiyacı var, hükümet ise günü kurtarmak derdinde.”

“Türkiye çok zayıf bir finansal ve ekonomik bünyeyle bu krize yakalandı. Merkez Bankasının bir zamanlar 136 milyar dolar olan rezervi 85-90 milyar dolara zaten inmişti, net rezerv ise 25-30 milyar dolara inmişti. Hatta bazı hesap metotlarıyla baktığımızda, Koronavirüs salgını öncesinde rezervin eksi olduğu görülüyordu. Tarihi yüksek genç işsizlik oranını biz yüzde 27 olarak bu kriz öncesinde gördük. Dolayısıyla Türkiye’nin durumu gerçekten kolay değil. Ama aşılmayacak da hiçbir kriz yok, biz en kötü krizleri yönettik. Ve Türkiye en kötü krizlerden en az hasarla çıktı.

2001 krizi biliyorsunuz çok kötü bir krizdi. Ben Bakan olduğum gün Hazine yüzde 66 faizle borçlanıyordu, enflasyon yüzde 29’du. Yüzde 29’luk enflasyonu biz iki yılda tek haneye indirdik ve paradan 6 sıfırı attık, iki yılda yaptık bunu. 34 yılın iki haneli, üç haneli enflasyonunu iki yılda tek haneye indirdik. Çözülemeyecek hiçbir sorun yok, hepsi çözülür, yeter ki akılcı işler yapılsın, bilim ön planda olsun ve Türkiye için doğrular yapılsın.

Şimdi bu son haftalarda Türkiye döviz açısından çok sıkışmış durumda. Bir yandan Merkez Bankası sürekli para basıyor ve bütçe açığını ancak öyle karşılıyor. Ama para bastıkça, bunun karşılığında döviz yoksa paranın değeri düşüyor; bunu gördük, yaşadık. Değerinin çok çok düştüğü bir Türk Lirası var şu anda karşımızda.

Peki, ne yapıldı bugüne kadar derseniz? Sermaye hareketleriyle ilgili, döviz transferleriyle ilgili ve uluslararası finans kuruluşlarının Türkiye ile olan işlemleriyle ilgili ciddi kısıtlamalar getirildi. Aslında Türkiye’nin finans piyasası kademe kademe kademe dışarıya kapatıldı. Özetle sermaye hareketini sınırlıyorsunuz, bu ne yapıyor? Türkiye’den döviz çıkışını bir miktar frenliyor. Ama döviz çıkışını frenleyen bir ülkenin yarın dünyadan dövizi nasıl sağlayacağıyla ilgili büyük bir soru işareti oluşuyor.

Eğer Türkiye’ye para getiren insanlar ben bugün paramı geri alabilecek miyim acaba diye sormaya başlarsa, şüpheler uyanmaya başlarsa, Türkiye uzunca bir süre uluslararası sermaye çekemeyebilir.

Mevcut yabancı sermayeyi, içerideki parayı tutarsınız, sınırlarsınız, ama ileride sermaye gerektiğinde, finansman gerektiğinde o kaynaklar Türkiye’ye nasıl bakacak? Bunlar çok önemli konular. Güveni zedelediğiniz zaman onun geri oluşması yıllar alır. Hükümetin bunlara çok dikkat etmesi lazım. Günü kurtarmak için yapılan işlerin uzun vadede Türkiye’nin kredibilitesini, Türkiye’nin güvenirliliğini zedelememesi lazım. Ama şu anda o kaygının olduğunu ben görmüyorum maalesef. Bugün paçayı kurtaralım, şu kuru bir yerlerde tutalım da gerisini sonra düşünürüz gibi bir yaklaşım var ve bu doğru bir yaklaşım değil.

Üstelik ister adı swap anlaşması olsun, isterseniz uluslararası finans kuruluşlarından bir kredi sağlayın, döviz kaynağı ne olursa olsun Türkiye’nin bu krizden çıkışta ne yapacağıyla alakalı, çıkış senaryosunu içeren bir orta vadeli programın acilen ortaya konulması lazım.

Eğer bir orta vadeli program acilen ortaya konmazsa, ister gelen döviz rakamı 5 milyar olsun, ister 10 olsun, ister 20 olsun bunun etkisi sınırlıdır. Hazıra dağ dayanmaz. Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz; bunlar hep bizim önemli atasözlerimiz. Her yerde geçerlidir.

Türkiye’nin öncelikle kendisine çekidüzen vermesi lazım. Öncelikle düzgün bir ekonomik programı ortaya koyması lazım, kurumlarının güvenini inşa etmesi lazım. Bugün Merkez Bankamız başta olmak üzere bağımsız kurumların birçoğu maalesef önemli ölçüde kredibilitesini yitirdi. Günlük iç siyaset neyi gerektiriyorsa, bağımsız kurumlar talimat üzerine teknik olarak doğru olup olmadığına bakamadan gereğini yapmak zorunda kalıyorlar. Kurumlarımızın güvenirliliği de maalesef çok çok aşınmış durumda. “

Türkiyeyi kapatarak yönetemezsiniz”

“Türkiye’nin petrolü yok, doğal gazı yok, Türkiye’nin büyümesi, ulaşması gereken refah seviyesi için Türkiye’nin elinde şu anda hazır bir finansman yok. Bu finansman yabancı sermaye olarak dünyadan gelecek. Ancak ister BDDK olsun, ister diğer kuruluşlar olsun son dönemde aldıkları kararların tamamı Türkiye’yi dışarı kapatan kararlar.

Bu kararlar niye alınıyor? Döviz çıkmasın dışarı diye alınıyor. Peki, Türkiye’deki dövizi gelip çıkaramayan birisi yarın ihtiyaç olduğunda Türkiye’ye niye döviz getirsin, niye parasını riske atsın; bunları düşünmek lazım.

Türkiye ancak dışa açık bir ekonomi olduğu sürece büyüyecektir. Türkiye’yi içine kapatmak Türkiye’yi küçültür, fakirleştirir, bunun altını çize çize defalarca söyledim, iki aydır da sürekli söylüyorum.

Türkiye’yi kapatarak yönetemezsiniz. Türkiye’deki özgürlükleri sınırlarsanız, Türkiye’deki düşünce hayatını sınırlarsınız, Türkiye’deki bilimi sınırlarsınız, ilim adamlarını sınırlarsınız, Türkiye bilim üretemez, ilim üretemez, yeni fikir üretemez, orayı kısırlaştırırsınız. Finansal olarak, ekonomik olarak, ihracat-ithalat olarak Türkiye’yi kapatırsanız, bu sefer Türkiye’nin ekonomisini kısırlaştırırsınız, küçültürsünüz, daraltırsınız.

Şu olabilir tabii: Hükümet çıkıp ilan edebilir; biz yalnız ve fakir bir ülke olmak istiyoruz. Dünyada bize bizden başka dost yok, herkes düşman. Düşünün ki, 200 daireli bir sitede oturuyorsunuz ve 199 tane düşmanım var diye ailenizin içinde anlatıyorsunuz. Çocuklar bakın, tüm site bize düşman, 199 tane aile bize düşman, bütün daireler bize düşman, biz bize yeteriz. Böyle bir ailenin psikolojisini düşünün. Şu anda Türkiye’de oluşturulmaya çalışılan psikoloji budur. 200 ülkelik bir dünyada yalnızlaşan, herkesi düşman ilan eden, kimseyle konuşamayan, ihtiyacı olduğunda kimseden gerekli desteği bulamayan bir ülke haline geldik, bu yazıktır, günahtır, bunun sonu fakirleşmektir.”

Asıl sorunumuz kötü yönetimdir”

“Türkiye’nin tek çıkışı, alnının teriyle, bileğinin gücüyle çalışmak, üretmek, ihraç etmektir.

Bakın, bizim ilk devraldığımız 2002 yılında Türkiye’nin ihracatı sadece 36 milyar dolardı, biz bunu 3-4 yıl gibi çok kısa bir süre içerisinde 100 milyar doların üzerine çıkarttık. Üstelik bunu Türk Lirasının dolar karşısında değerlendiği bir dönemde yaptık.

2008-2009 krizinde Avrupa kasıp kavrulurken biz büyüme rekorları kırdık ve bütün dünyada parmakla gösterilen ülke olduk. Hatta çok meşhur oldu, benim Davos’ta katıldığım büyük bir panelde, Davos’taki o en büyük salonda Financial Times’ın Başyazarı bana sordu, nasıl başardınız diye. Soru bu ve ertesi gün bütün gazetelerde manşetti bizim çözüm formüllerimiz. Bunların hepsini yaptık, yine yaparız, çözümler çok zor çözümler değil.

Koronavirüs pandemisi bütün dünyayı olumsuz etkiliyor, ama bir yandan da eksi faizli likidite var şu anda dünyada. Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak biz dövize yüzde 6-7-8 faiz öderken, hemen yanımızda Bulgaristan eksi faizle borçlanabiliyor. Avrupa’daki pek çok ülkenin borçlanma faizi şu an da yüzde 0, yüzde yarım, yüzde 1. Bu kadar bol bir likidite var ve bizde de genç yetişmiş bir insan gücü var. Yani un var, şeker var, bütün malzeme hazır, ama helva yapmakta güçlük var, çünkü Türkiye iyi yönetilmiyor. Asıl sorunumuzun kaynağındaki mesele maalesef bu kötü yönetimdir.”

“ 15 Temmuz sonrasında hukuk devletine yakışmayan pek çok iş yapıldı.”

“KHK konusu önemli bir konu, oldukça çok sayıda vatandaşımızı ilgilendiriyor. Türkiye’de 15 Temmuz 2016’da çok ağır bir sendrom yaşadık. Özellikle devlet yapısı için büyük bir sendromdu, sosyal yaşamımız için büyük bir sendromdu ve o sendromun etkileri en az 2 yıl sürdü. Devlet yapısını da biraz içine kapattı, oldukça emniyetli tarafta olmaya sevk etti ve açıkçası bu yapılırken de hukuk devletine yakışmayan pek çok iş yapıldı.

Bu uğurda evrensel hukuk ilkelerinden şaşılmaması lazım. Bizim genel yaklaşımımız; bağımsız ve tarafsız yargı tarafından suçu tespit edilmedikçe her vatandaşımız suçsuzdur şeklindedir.

Ancak, devletin özellikle yönetim kademelerinde, bir miktar dikkatli olmakta büyük fayda var. Herkes yönetimde olmak zorunda değil, herkesin eline böyle çok güçlü farklı yetkiler vermek zorunda değilsiniz. Ama insanların bir ekmek parası derdi var, insanların içinde bulunduğu bir sosyal çevre var. İşte bir apartmanda oturuyor, 20 tane, 30 tane, 40 tane komşusu var, o ailelerin çocukları var. Yani sağlam delile dayanmadan, bir yargı kararına dayanmadan insanların bir kısmını, belli sayıda vatandaşı böyle dışlayıcı, toplumda adeta damgalayıcı, sosyal yapının dışına itici bir tutum da asla evrensel hukuk ilkeleriyle örtüşen bir tutum değil.

Burada hakkaniyetli olmak lazım, öte yandan da devletin özellikle karar verici o üst yönetim noktalarında da çok dikkatli ve ihtiyatlı olmak lazım. Çünkü bu tür yapılar tamamen sönmüş, ölmüş, bitmiş yapılar değil. Dikkat edilmezse FETÖ yeniden canlanabilir, bu konuda herkesin uyanık olması lazım.

Öte yandan da, bu tür yapılarla böyle işler iyiyken ortak, iş tersine dönünce düşman, bu da doğru değil. Toplumun tümünün, bu vatandaşlarımızın tümünün devlet yönetiminde temsil edilmesi lazım. Toplumun tümü kendisini devlet yönetiminde en üst kademelerde bile görebilmesi lazım. Belli bir kesimi dışlayan, öteleyen, belli bir kesime devlet yönetiminde hiç yer vermeyen bir tutum doğru değil. Türkiye’nin farklı bir toplumsal coğrafyası var, farklı etnik kimlikler olabilir, farklı inanç grupları olabilir, farklı mezhepler olabilir, bu Türkiye’nin sosyolojisidir ve bunların mutlaka temsil edilmesi lazım. Ama hiçbir devlet biriminde de bir öbeklenme, bir grubun, bir hemşeri grubunun ya da bir yapının öbeklenmesi ve oranın adeta kendi içinde minik bir bağımsızlık alanı, minik bir yönetme alanına gelmesine kesinlikle izin vermemek lazım. Devlet hukukla yönetilir ve fırsat eşitliğine dayanan bir kamu personel rejimiyle yönetilir.”

Kayyum atama meselesi ile ilgili olarak devlet hukuk devletine yaraşır bir şekilde hareket etmek zorundadır.”

“Bu kayyum atama meselesini parti programımızda da çok açıkça yazdık. Biz bu konuya ilkesel olarak bakıyoruz. Her bir belediye başkanıyla ilgili konu nedir, dosyalarda neler vardır bilemeyiz, ama hükümetin tek taraflı olarak ve hiçbir yargı kararına bağlı olmadan bir belediye başkanını görevden alıp da onun yerine atanmış bir kişiyi koymasına ilkesel olarak karşıyız.

Bağımsız ve tarafsız yargı eğer yaptığı incelemede, soruşturmada gerçekten ciddi suç unsurları bulduysa, yargı kararı kesinleşmese bile hakim tedbiren belediye başkanının görevden almasını talep edebilir. Kesin hükümle bu iş kalıcı hale de getirilebilir.

Yine bizim mevzuatımızda açık bir konu vardır ki, orada seçilmiş bir sürü belediye meclis üyesi var, yani belediye meclis üyelerinden niye bir başkası düşünülmüyor da hükümetin tek taraflı atadığı bir kişi oraya belediye başkanı, kayyum başkan olarak atanıyor?

Şimdi bunların hepsi ciddi soru işareti. Bunlarla belki günü kurtarırsınız, devletin elinde bazı bilgiler olabilir, istihbarat bilgisi olabilir, ama devlet hukuk devletine yaraşır bir şekilde hareket etmek zorundadır.

Hele hele seçilmiş bir belediye başkanı demek arkasında bazı yerlerde 5 bin kişinin, bazı yerlerde 500 bin kişinin, bazı yerlerde 5 milyon kişinin oyu var demektir. O kişinin arkasında bir irade vardır, bir toplumsal irade vardır. Halkın iradesi oradadır. Bu seçim öyle çok yıllar önce olan bir seçim de değil, daha geçen sene Mart ayında yapılan bir seçimden bahsediyoruz. Taze bir irade var orada ve bu toplumun iradesi. Eğer bunu böyle alışkanlık haline getirirseniz seçimleri anlamsızlaştırırsınız. O zaman Türkiye’nin bazı bölgelerinde insanlar artık sandığa gitmemeye başlar. Oysa ki demokrasilerde halkın sözü sandıktadır. Eğer sandığı siz anlamsızlaştırırsanız o zaman insanlar başka yöntemler, başka çıkış yolu aramaya başlar.

Bizim yapmamız gereken bu ülkenin vatandaşlarının demokrasiye bağlılığını, bu ülkenin vatandaşlarının seçime inanmasını, seçimlere güvenmesini, seçimlerin sonucuna güvenmesini sağlamaktır. Aksi halde bu tip atamalar memleketi tam da terör örgütünün istediği sonuca doğru götürür. İnanın ki bunlar terör örgütünün hoşuna gidiyordur. Diyordur ki; tamam bak demokrasi diyordunuz, hak diyordunuz işte ne oldu? İşte seçime gittiğiniz de oy kullandınız da ne oldu? Verdiğiniz oylar ne oldu? Yarın bunu propagandasını yaparlar o bölgede. Buna niye izin vereceksiniz ki?

Devlet terör örgütüyle adam akıllı mücadelesini verir, her türlü mücadelesini verir, ama kendi ülkesinde de hukuk devletine yakışır şekilde hareket eder, demokrasinin temel ilkelerini özünü mutlaka korur ve kendi vatandaşlarına da özgürlük alanını olduğu gibi açar. Devlete yakışan budur. Yasaklarla ben yaptım oldu, ben dedim oldu demekle yönetmeye başlarsanız, uzun vadede hem toplumsal yapımıza hem demokrasimize hem de ülkenin genel anlamda güvenliğine büyük zararı dokunur.”

Okumaya Devam Et

Siyaset

Akşener Anıtkabir’i ziyaret etti.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı kapsamında Anıtkabir’i ziyaret etti.

Saygı duruşunun ardından İstiklal Marşını okuyan Akşener, Atatürk’ün mozolesine çiçek bıraktı.

Okumaya Devam Et

Siyaset

Deva Partisi’nden 19 Mayıs’ta Yarına Dair 19 Yenilikçi Vaat

Deva Partisi’nin dijital dönüşüm ve teknoloji alanındaki politika önerileri açıklandı.

Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın ve genç girişimcilerin geniş katılımı ile gerçekleştirilen bir canlı video toplantısındaki önerilerden de yararlanarak belirlenen 19 vaat, genel ilkeler, dijital kamu, girişimcilik ve dijital eğitim başlıklarını içeriyor.

Ankara, 19 Mayıs 2020. Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı öncesinde girişimcilerle bir araya geldi. Korona virüs salgını nedeni ile internet üzerinden canlı video olarak gerçekleştirilen toplantıda, Türkiye’nin ihtiyacı 19 dijital atılım adımı konuşuldu. Genel ilkelerin yanı sıra dijital kamu, girişimcilik ve dijital eğitim başlıklarını içeren bu öneriler ilk olarak kısa videolar halinde sosyal medya üzerinden kamuoyunun dikkatine sunuldu.

“19 Mayıs ülkemizin yarına yürüyüşüne ilham vermeli”

Konu ile ilgili olarak bir açıklama yapan Dijital Dönüşüm ve Teknoloji Politikaları Başkanı Burak Dalgın, bu alandaki politika önerilerini 19 Mayıs’tan ilham alarak hazırladıklarını belirterek şunları söyledi:

“19 Mayıs yalnızca nostaljik bir anma olmamalı. Cumhuriyet için yapılmış en büyük atılım Atatürk’ün Samsun’a attığı o ilk adımdır. Bu adım ülkemizin yarına yürüyüşüne bugün de ilham vermeli. Biz de 19 Mayıs ruhunu bugünün ihtiyaçları ile birleştirip dijital dönüşüm atılımlarını gerçekleştireceğiz. Onlarca kişinin katkısıyla, yoğun bir çalışmayla belirlediğimiz 19 politika önerisi yarın için vizyonumuzu ortaya koyuyor.”

Dört Başlıkta Dijital Atılım Vaatleri

Deva Partisi’nin dijital dönüşüm ve teknoloji alanındaki politika önerileri 4 ana başlıkta toplanıyor

A- Genel İlkeler

  1. Teknolojide Özgürlük Atılımı
    • Teknoloji düzenlemelerinde temel hak ve özgürlükleri, etik değerleri ve tüm paydaşların yararını esas alacağız. Geniş toplumsal istişareden, dünyayla koordinasyondan ve yerli girişimcimizin önünü açmaktan şaşmayacağız.
  2. Rant Yerine Girişimcilik Atılımı
    • Kolaycı rantın kapısını kapatacak, alın teri ve akıl teri ile kazancın önünü açacağız. Paranın ölü yatırımlara değil, start-up’lara akmasını sağlayan bir ekonomi kuracağız.
  3. Yeni Teknoloji Geliştirme Atılımı
    • Teknolojiyi sadece kullanan değil, geliştirip dünya çapında iş yapan bir ülke olacağız. Yapay zekâ, büyük veri, nesnelerin interneti ve blok zincir gibi alanlarda sadece dünyanın ayak izlerini takip etmeyeceğiz, sıçrama modeliyle teknolojideki en gelişmiş seviyeyi hedefleyeceğiz.
  4. Evrensel Kalitede Üniversiteler Atılımı
    • Dünyada ilk 100’e girebilecek üniversitelerimizin önünü açmak için gerekli kadro, öğrenci ve alt yapı düzenlemelerini yapacağız. En yeni teknolojilerde hızlıca yol almak için eğitimin her kademesinde yeni bölümler kuracağız.
  5. Teknolojide Dünya ile Entegrasyon Atılımı
    • Silikon Vadisine Teknoloji Büyükelçisi atayacağız Yenilikçi firmalarla yakın bağlar kuracak ve ülkemize yatırım yapmalarını sağlayacağız. G20, Birleşmiş Milletler, OECD gibi küresel platformlarda dijital politikaların belirlenmesine katkı veren ülke olacağız. Avrupa Birliği müzakerelerinde ‘Tek Dijital Pazar’ konusunu önceliklendirecek ve katma değerli ihracatın önünü açacağız.

B- Dijital Kamu Yönetimi

  1. Kamuda Şeffaflık Atılımı
    • Dijital anket ve geri bildirim platformu kurarak vatandaşlarımızın görüş ve önerilerini alacak, gerçek anlamda katılımcı demokrasiyi oluşturacağız. Kamu alımlarında, ihale şartnamelerine ve önemli sözleşmelere internet üzerinden erişimi sağlayacak, ihaleleri online yayınlayacağız. Kamuda şeffaflık ve hesap verebilirliği tesis edeceğiz.
  2. Lüzumsuz Bürokrasi ile Dijital Mücadele Atılımı
    • Her vatandaşımızın elektronik imzaya kolayca erişmesini ve sistemi rahatça kullanmasını sağlayacağız. Böylece kamu işlemlerini ıslak imzasız, mühürsüz ve kâğıtsız hale getireceğiz. Tapu, noter, ipotek ve ekspertiz verilerini blok zincire taşıyacağız. Kredi işlem süreleri kısalacak, anlaşmazlıklar ve davalar azalacak.
  3. Tele-Sağlık Atılımı
    • Teknolojiyi kullanarak uzaktan sağlanan tıbbi hizmetlerin kapsamını genişletecek, sağlığı vatandaşın ayağına götüreceğiz. Aile hekimlerinin bu sistemi aktif olarak kullanmasıyla hizmet kalitesi artacak ve hazine tasarruf edecek.
  4. Finansal Teknoloji Atılımı
    • Dijital-TL mevzuatını çıkaracak ve yerli girişimlerimizin oluşturduğu çözümlerle kullanıma sokacağız. Dijital-TL’yi ilk olarak kamu ödeme ve alacaklarında kullanacağız. Aşırı regülasyondan boğulan finansal teknoloji şirketlerinin kısıtlarını kaldıracak, mevcut şirketler ve yeni girişimler arasında fırsat eşitliğini sağlayacağız. Alternatif ödeme sistemlerinin, kitle fonlamasının ve dijital kredi kanallarının önünü açacağız.
  5. Yapay Zekâ Atılımı
    • Kamunun ve şirketlerimizin yapay zekâ uygulamalarını teşvik edeceğiz. Mevcut sektörlerimizdeki dijital dönüşüme sürücüsüz araç, akıllı ev ve giyilebilir teknoloji ile destek vereceğiz. Ulusal yapay zekâ etik çerçevesini belirleyecek ve dünyadaki standart belirleme çalışmalara katkı sağlayacağız. Türkçemizin dijital işlenmesi için gerekli kaynağı ayıracağız.

C- Girişimcilik

  1.  Girişimcilik Atılımı
    •  “Start-up kanunu” çıkaracağız. Böylece hızlı büyüyen şirketlerin hukuki statüsünü, mali yükümlülüklerini ve teşviklerini gerçekçi bir çerçeveye oturtacağız. Erken aşama girişimcilerimize kamu alımlarında öncelik vereceğiz. Özel sektörün yeni girişimlerden ürün veya hizmet almasını cazip hale getireceğiz. Elini taşın altına koyan özel sektör oyuncuları ile kamunun eş-finansman yapmasını teşvik edeceğiz.
  2. Girişimciye Tek Duraktan Etkin Destek Atılımı
    • Girişimcilerimizin izin, ruhsat, teşvik ve eğitim programları gibi tüm ihtiyaçlarını karşılayan tek bir merkezi birim kuracağız. Girişimcilik alanında kamudaki yetki karmaşasını kaldıracak ve yalın bir yapıya geçeceğiz. Teknopark ve ARGE merkezi teşviklerini mekanla sınırlamayacak, tüm Türkiye’yi teknopark yapacağız.
  3. Bulut Mutfakla Kadın Girişimciye Destek Atılımı
    • Yerel yönetimlerle birlikte online sipariş ve mobil dağıtıma entegre edilmiş büyük ‘bulut mutfaklar’ kuracağız. Kadın girişimcileri başta girişimcilerimiz, yüksek sabit yatırıma veya yüklü kiralara katlanmadan kendi işletmelerini açabilecekler.
  4. Açık İnovasyon Atılımı
    • Kamuda açık inovasyonu benimseyeceğiz. Girişimciler e-devlet koduna bağlanıp uygulama geliştirebilecekler, vatandaşa hizmet verebilecekler. Kamunun elindeki sağlık, trafik, meteoroloji gibi verileri kişisel verilerin mahremiyeti çerçevesinde yerli girişimcilerin kullanımına açacak ve büyük veri alanında ilerlemelerini sağlayacağız.
  5. İnternete ve Dijital Cihazlara Erişim Atılımı
    • İnternet erişimi ve bilgisayar, tablet, oyun konsolu gibi dijital cihazlar üzerindeki aşırı vergileri indireceğiz. Yerel yönetimler ve sektör oyuncularıyla birlikte çalışarak her evin geniş bant internet hizmetine kavuşmasını sağlayacağız.

D- Dijital Eğitim

  1. Ücretsiz İnternet Atılımı
    • Gençlere ve erken aşama girişimcilere interneti ücretsiz yapacağız.
  2. Eğitimde Teknoloji Atılımı
    • Her öğrencimiz ve öğretmenimizin eğitim teknolojisini ücretsiz ve etkin kullanabilmesini sağlayacağız. Bu konuyu ekipman, yazılım, geniş bant internet bağlantısı ve kolay kullanım kılavuzlarını içeren kapsamlı bir perspektifle ele alacağız. Tüm okulları en iyi teknolojik altyapıya kavuşturacağız.
  3. Yeni Dünyaya Uygun Yetkinlikler Atılımı
    • Liseyi bitiren her gencin algoritma öğrenmesini ve kodlama bilmesini sağlayacağız. Önce öğretmenlerimiz ve öğrencilerimizin, daha sonra da yaşam boyu eğitim anlayışıyla tüm vatandaşlarımızın dijital okur yazarlığını artıracağız.
  4. Dijital Müfredat Atılımı
    • Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredat içeriklerini dijitalleştirecek ve internete koyacağız. Dijital müfredatımızı ülkemizin her yeri ve milletimizin her kesimi için ulaşabilir kılarak fırsat eşitliğini sağlayacağız. Öğretmenlerimizin ve öğrencilerimizin online dersler için içerik hazırlamasına ve derse katılmasına imkan vereceğiz. Ders içeriklerini farklı dillere çevirerek başka ülkelere ihraç edeceğiz.
Okumaya Devam Et

Siyaset

İYİ Partili Aytun Çıray “RTÜK Başkanı’nı istifaya Savcıları Göreve Davet Ediyorum”

“İç savaş kışkırtıcılığını darbe karşıtlığı gerekçesiyle mazur gören bir zihniyet RTÜK’ün başında kalamaz! RTÜK başkanını derhal istifaya cumhuriyet savcılarını göreve davet ediyorum.”   

İYİ Parti Milli Güvenlik Politikaları Başkanı İzmir Milletvekili Aytun Çıray, RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in son açıklamalarını “hiçbir şekilde mazur görülemeyecek ahlaki, hukuki ve siyasi bir skandal” olarak niteleyerek, “böylesine ayrıştırıcı ve düşmanlaştırıcı bir zihniyetin RTÜK gibi bir kurumun başında kalması Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti açısından sadece bir basın ve ifade özgürlüğü değil, çok ciddi bir iç barış ve güvenlik meselesidir.” dedi. Bu nedenle Şahin’in RTÜK’ün başında bir an için bile kalmasının kabul edilemeyeceğini belirten Çıray, Şahin’i vatan ve millet severlik adına, ifade ve düşünce özgürlüğü gibi büyük değerler için derhal istifa etmeye davet etti.

RTÜK CARİ KEYFİLİK HUKUKUNU UYGULUYOR

Aytun Çıray, RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’i istifa çağrısına şu açıklamalarla devam etti: 

“RTÜK AKP iktidarları boyunca, Milletimizin en önemli haber ve eğlence kaynağı olan televizyon kanallarının AKP’nin bir propaganda mekanizmasına dönüştürülmesini kolaylaştıran bir rol üstlenmiştir. 

Ne yazık ki cari keyfilik hukukunun sorumlusu AKP yöneticileri, FETÖ’nün 15 Temmuz 2016 tarihindeki hain kalkışma ve darbe teşebbüsünden ders almamışlar. Darbe teşebbüsünden sonra artık fikir ve ifade özgürlüğüne önem verir diye beklerken tam aksi olmuştur. Medya, çok küçük bir kısmı dışında, tamamen iktidardaki zihniyetin kontrolüne girmiştir. RTÜK Başkanı, AKP yönetiminden aldığı cesaretle yeni rejimin baskıcı ve anti-hürriyetçi tabiatına uygun davranmakta, yetkilerini kötüye kullanmaktadır.    

Bu çerçevede değerlendirilebilecek uygulamaların sayısı, son üç dört aydır çok tehlikeli bir hal almıştır.” 

RTÜK BAĞIMSIZ MEDYANIN ÜZERİNDE DEMOKLESİN KILICI GİBİ

“Şahin FOX TV, Halk TV, KRT ve Tele 1 gibi sadece reklam gelirleriyle ayakta duran gerçek gazetecilik peşindeki bağımsız televizyon kanalları üzerinde RTÜK’ün gücünü Demokles’in Kılıcı gibi sallandırmakta, bu kanalların hayat damarlarını kesecek yayın yasağı ve parasal cezalarını peş peşe uygulamaya koymaktadır. Şahin, son bir buçuk yılda toplam iktidarın ‘muhalif’ olarak gördüğü kanallara 36 kez ceza kesmiş, buna karşılık yandaş kanallara yalnızca 2 kez en düşük ceza olan ‘uyarı’ yaptırımına karar vermiştir. Bu esasen ülkemizde can çekişmekte olan basın özgürlüğünün topyekun ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir. 

Şahin, son açıklamalarında bu tutumunu şecaat arz ederken sirkatini söyleyecek şekilde savunmuştur. Türk Milletinin sosyal iç huzura ve birliğe ihtiyaç duyduğu bir dönemde bir skandala imza atmıştır.”

İÇ SAVAŞ KIŞKIRTICILIĞI BAHANE KABUL ETMEZ 

“FOX TV, Halk TV, KRT ve Tele 1’deki tamamen ifade ve basın özgürlüğü içinde değerlendirilmesi gereken haberlere ve bu haberlerden kalkılarak yapılan yorumlara akıl almaz yasaklar ve cezalar getirilirken; iç savaş kışkırtıcılığına karşı herhangi bir yaptırım için harekete dahi geçmemiştir. Şahin şunu bilsin ki, iç savaş kışkırtıcılığı bahane kabul etmez. Türkiye aşiret devleti değildir. Üstelik darbeler millete karşı yapılır ve bizi o darbelerden koruması gereken devlet ve o devletin başındaki hükümettir. Hükümetin yapması gereken de evham yaratmak değil, darbecileri derhal tutuklamak ve teşhir etmektir. Yani Ebubekir Şahin, ÜLKE TV’de ‘Araf’taki Sorular’ adlı programda, iktidar tarafından Türkiye’nin ağır ekonomik kriz gündemini maskelemek için oluşturulan sun’i sözde darbe gündemini vesile ederek ‘cebimde listem hazır, Ailemiz en az 50 kişiyi götürür’ şeklindeki iç savaş kışkırtıcılığı ve katliam davetine RTÜK Başkanı olarak sessiz kalamaz.”  

DARBE ÖNLEME BAHANESİ İLE RADİKALLERE GÖZ YUMULAMAZ

“Şahin’in Ülke TV’deki kışkırtıcılığa ‘darbe önleme’ gerekçesi ile göz yumması, iç savaş kışkırtıcılarına ve kafa kesici gözü dönmüş radikallere akla gelen-gelmeyen her türlü melanete yol verebilir. Şahin’in, kışkırtıcı Noyan’ın daha program tamamlamadan tutuklanmasına yol açacak iç savaş çağrısı karşısında gerekeni yapmaması kendisi hakkında da kışkırtıcı şüphesi doğurabilir. Şahin’in söylediği gibi kanunların gereğini yapmak değil, yapmamak darbe sevicilerini sevindirir ve gülümsetir. Sonuç olarak Şahin’in tutumu hukuka, yüksek değerlere ve vicdani ilkelere bağlı herkes için hakarettir. Bütün bu nedenlerle Şahin’i bir an bile zaman kaybetmeden onurlu bir istifaya davet ediyorum.”

Okumaya Devam Et

Siyaset

CHP’den Hükümete “Buhrandan Çıkış Çağrısı”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu düzenlediği basın toplantısında Ak Parti hükümetine çağrıda bulundu.

Okumaya Devam Et

Siyaset

CHP Adana’ya Heyet Gönderiyor

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Yüreğir İlçe Gençlik Kolları Başkanı Eren Yıldırım hakkında verilen haksız tutuklama kararının ardından, heyet oluşturulması talimatı verdi.

Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı başkanlığındaki heyette, Gençlik Kolları Genel Başkanı Emre Yılmaz ve Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır yer alıyor.

Okumaya Devam Et

Siyaset

AK Partili Ünal “Kovid sonrası Türkiye’den ‘V’ modeli sıçrama bekliyorum”

AK Partili Ünal, “Üretim yeteneği güçlü ülkeler bu kriz sonrasında, hani kriz sonrası bir ‘L’ modeli dediğimiz, ‘U’ modeli dediğimiz ve ‘V’ modeli dediğimiz gelişim süreçleri vardır.

Türkiye’den bir ‘V’ modeli sıçrama bekliyorum ben kovid sonrası” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal, Kanal 7’deki Başkent Kulisi programında canlı yayında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) mücadeleye ilişkin bir soru üzerine Ünal, “Türkiye korona ile mücadelede diğer ülkelerle kıyaslandığında hem sağlık sistemi hem de bilişim altyapısından üretim yeteneğine kadar adeta destan yazdı” diye konuştu.

Ünal, koronavirüs sonrasına ilişkin soru üzerine, “Üretim yeteneği güçlü ülkeler bu kriz sonrasında, hani kriz sonrası bir ‘L’ modeli dediğimiz, ‘U’ modeli dediğimiz ve ‘V’ modeli dediğimiz gelişim süreçleri vardır. Türkiye’den bir ‘V’ modeli sıçrama bekliyorum ben kovid sonrası. Diğer ülkeler oturup sistemlerindeki bu iyileştirmeleri düşünürken, Türkiye zaten üretim yeteneği, krizi yönetme becerisi ve yüksek potansiyeli ile ciddi anlamda bir sıçrama gerçekleştirecek” değerlendirmesinde bulundu.

Geçen günlerde açıklanan ‘Sosyal Medya Etik Kuralları’na ilişkin soru üzerine ise Ünal, şunları kaydetti: “Bu bir gönüllülük çalışmasıydı aslında, bunun işte ABD’de, Avrupa Birliği’nde de örnekleri var. Yani dezenformasyon uygulama kodu denilen, aslında dezenformasyonla mücadele çerçevesinde yürütülen ve aynı zamanda da birtakım etik kurallara dikkat çeken bir çalışmanın benzerini Türkiye’de yapmalıyız diye düşündük. Bu oluşturduğumuz komisyon, yaklaşık 3 ay çalıştıktan sonra insan etkileşiminin temel ahlaki dinamikleri olan 12 madde üzerinde mutabık kaldı ve Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın onayıyla da AK Parti olarak bunları yayınladık.”

Ünal, ‘Sosyal Medya Etik Kuralları’nın nasıl denetleneceğine ilişkin, “Bu bir farkındalık çalışması, gönüllülük çalışması ve bu amacına ulaştı. Tıpkı Almanya’nın ve Fransa’nın yaptığı gibi bu dezenformasyonun önüne geçmek için bunun bir yasal altyapısının hazırlanması, bu konuda da bir çalışmanın olması gerekir” dedi.

‘Bu darbeci anlayış CHP’nin içerisinde hep vardı ve var olmaya devam ediyor’

Darbe tartışmalarına ilişkin bir soru üzerine de Ünal, şu değerlendirmelerde bulundu: “Cumhuriyet Halk Partisi kendisini her zaman bu ülkede rejimin, sistemin, cumhuriyetin, devletin ve milletin sahibi olarak görmüştür. Her zaman da millet üzerinde bir minnet oluşturmuştur. CHP sözcülerinin, CHP’li yetkililerin diline, söylemine baktığınızda şunu görürsünüz, bugün bu milletin yüzde 52 ile seçtiği Cumhurbaşkanı’na ve ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine hala meşru değil’ diyen ve ‘saray rejimi yıkılacak’ diye tehdit eden bir ruhla karşı karşıyayız.

Bu ruhun yaşadığı yer neresidir? Bu ruhun yaşadığı yer CHP’dir. Yani her türlü yönetmediği, hakim olmadığı her yapıyı gayrimeşru ilan eden bir CHP ruhu var. Şimdi bu darbeci anlayış CHP’nin içerisinde hep vardı ve var olmaya devam ediyor. Bu ruhun kalbini de 27 Mayıs oluşturuyor.”

Okumaya Devam Et

Siyaset

CHP’li Gökçen: “Covid Servisinde Çalışan Doktorlar Arasında Ayrımcılık Yapılıyor”

CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, sağlık çalışanlarına yapılan performans ödemeleriyle ilgili açıklama yaptı.

Gökçen, “Sağlık çalışanlarının özlük hakları ve ödemeleri konusunda eşitlik ilkesi esas alınmalıydı. Tüm toplumu hastalıktan korumak ve salgının yayılmasını önlemek için kendi yaşamlarını riske atan sağlık çalışanları arasında neye göre ayrımcılık yapılıyor?” sorusunu yöneltti.

Gökçen, “Yalnızca doktorlar ve diğer sağlık çalışanları arasında ayrımcılık yapılmıyor. Aynı sayıda nöbet tutan, aynı Covid-19 servislerinde görev yapan asistan doktorlar arasında da ayrımcılık yapılıyor. Kadro farklılıklarına göre bu doktorların bazıları 4000 TL ek ödeme alırken bazılarının ödemeleri 900 TL’ye kadar düşüyor. Nöbet sayısındaki farklılıklara göre ise yalnızca 270 TL ek ödeme alan asistanlar bile bulunuyor.” dedi.

Gökçen, “Bu zor dönemde sevdiklerinden ayrı kalan ve hayatlarını riske atmak pahasına hepimiz için üstün bir fedakarlıkla görev yapan sağlık çalışanlarını yalnızca alkışlamak yetmiyor. Sağlık çalışanlarının şiddetten korunması, hak ettikleri ödemelerin eşit bir şekilde yapılması, özlük hakları bakımından ayrımcılık yapılmaması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et
Reklam

Teknoloji

ÖNE ÇIKAN HABERLER